Kapat (x)

Değerli Yazarlarımız ve Ziyaretçilerimiz,

Ocak 1998 yılından bu yana Türkiye' nin İLK Hakemli İnternet Dergisi olan Mevzuat Dergisi yıllardır sayısız akademik araştırmaya ve makaleye yer vererek Türkiye' de bilimin gelişmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Takipçilerinin de bildiği gibi Mevzuat Dergisi bir süredir gayrifaal duruma düşmüş olup son sayısını Haziran 2013 tarihinde çıkartmıştır. Başar Mevzuat olarak yol açmış olduğumuz elektronik yayıncılık günümüzde ülkemizde önemli noktalara gelmiş olup Mevzuat Dergisi bu yönden misyonunu tamamlamıştır.

Mevzuat Dergisi 31.10.2017 tarihine kadar sadece dergi yazarlarımızın yazdıkları makalelerine erişebilmesi ve gerekli yedeklerini alabilmesi amacıyla yayında kalacak olup bu tarihten sonra yayın hayatını sonlandıracaktır.

Bu gune kadar bize gostermis oldugunuz ilgi icin tesekkur ederiz.

Mevzuat Dergisi - Iletisim: info@mevzuatdergisi.com

   YIL: 4
SAYI: 47
KASIM 2001
 

önceki

yazdır


 

 

 
 
 BİLİRKİŞİ SEÇİMİ VE

BİLİRKİŞİ RAPORLARININ BAĞLAYICILIĞI


 

1.      GİRİŞ

 

Son yüzyıl içinde insanoğlunun edindiği bilgi miktarının, insanlığın başlangıcından beri edindiği miktara yakın olduğu iddia edilmektedir[1]. Bu iddiayı doğrularcasına, bilim ve teknoloji geçtiğimiz yüzyıl içinde baş döndürücü bir hızla gelişmiştir ve gelişmeye devam etmektedir. Bu sayede insanların bilgi düzeyi artmış, icra edilen meslekler çok daha karmaşık bir hal almış ve bu nedenle kişiler mesleklerinde uzmanlaşma yoluna gitmişlerdir.

 

Bilgi düzeyinin yükselmesine paralel olarak, kişiler arasında meydana gelen uyuşmazlıkları çözmekle görevli olan hakimlerin işi de bir hayli zorlaşmıştır. Kişilerin belli bir alana yoğunlaşarak uzmanlaşması nedeniyle hakimlere, önüne gelen uyuşmazlık başka bir uzmanlık alanına giriyorsa, bu alanın uzmanlarından konu ile ilgili görüşlerini alma imkanı getirilmiştir.

 

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre, bir davada, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü hakim tarafından bilinmeyen özel veya teknik bir bilgiye bağlı ise, hakim gerekli olan özel veya teknik bilgiye sahip kişi veya  kişilerin konu ile ilgili görüşünü alabilir (m. 275).  Hakim tarafından görüşüne başvurulan bu kişilere bilirkişi denir[2].

 

Kanunda bilirkişiye başvurma zorunluluğu bulunan haller dışında, bilirkişi incelemesinin gerekli olup olmadığı ve bilirkişi olarak kimlerin seçileceği konusunda hakim takdir hakkına sahiptir (m.276).

 

Bir davada bilirkişinin görüşüne başvurulurken, dava dosyasının bilirkişi tarafından incelenebilir duruma gelmesi gerekir. Başka bir anlatımla, uyuşmazlığın esasını oluşturan konu belirlenmeli ve bu konunun özel veya teknik bilgiye ihtiyaç olmadan çözülüp çözülemeyeceği incelenmeli, özel veya teknik bilginin gerekli olduğu görüldükten sonra bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermelidir.

 

Dosyanın bilirkişiye gönderilmesine karar veren hakim, ara kararında, bilirkişinin kim olduğunu, hangi konuda uzman olduğunu, niçin bilirkişi incelemesine gerek duyulduğunu ve inceleme için bilirkişiye ne kadar süre verildiğini belirtmelidir. Bilirkişiden ne istendiğinin açıkça belirtilmesi gerekir. Hakim, bilirkişiye sorulacak soruları belirlemeli (m.279), bilirkişi de belirlenen konuların dışına çıkmadan, görüşüne başvurulan konu hakkında, özel veya teknik bilgisine dayanarak inceleme yapmalı ve görüşünü mahkemeye bildirmelidir (m.281).

 

Bilirkişi raporu, HUMK’ nun 236. (ikrar), 237. (kesin hüküm), 288 vd. (senet) ve 344. (yemin) maddelerinde sayılan kesin delillerden olmadığından bir takdiri delil olup 240. madde uyarınca hakim tarafından serbestçe değerlendirilir. Ayrıca  240. maddenin bilirkişi raporu ile ilgili tekrarı niteliğinde olan m. 286 uyarınca bilirkişi raporu hakimi bağlamaz. Hakim, toplanan deliller ve tarafların beyanları doğrultusunda kendinde oluşan kanaate göre  kanuna ve hukuka uygun bir hüküm kurar (Anayasa m. 138).

 

2. BİLİRKİŞİ SEÇİMİ

 

Kanunda bilirkişiye başvurma zorunluluğu bulunan haller dışında, bilirkişi incelemesinin gerekli olup olmadığı ve bilirkişi olarak kimlerin seçileceği konusunda hakim takdir hakkına sahiptir. Buna göre:

 

A.     Bilirkişiye Başvurulması Zorunlu Olan Haller

 

Bazı hallerde hakim, bilirkişiye başvurmak zorundadır. Örneğin:

 

Akıl hastalığına dayanılarak açılan boşanma davasında davalı eşin durumunun bilirkişi raporu ile tespit edilmesi gerekir (MK. m. 133),

 

Akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeni ile hacir kararı ancak bilirkişi raporu üzerine verilebilir (MK. m. 359),

 

Akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeni ile verilen hacir kararının kaldırılması için, kişide hacir kararına neden olan hallerin bulunmadığı bilirkişi raporu ile tespit edilmelidir (MK. m. 418),

 

Hayvan satımında, satılan hayvanın ayıplı olduğunun bilirkişi raporu ile tespiti gereklidir (BK. M. 199),

 

Neşir sözleşmelerinde, yazarın ücreti belirlenirken bilirkişinin görüşü alınmalıdır (BK. m. 380),

 

Kamulaştırma bedeline itiraz davalarında, kanunun özetle “ takdir komisyonu kararı ile bilirkişi raporu arasında açık nispetsizlik bulunması veya bilirkişi raporunun yeterli kanaati veremediği hallerde kıymet takdiri için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabilir” (Kamulaştırma Kanunu m. 15) şeklindeki ifadesini Yargıtay, verdiği iki içtihadı birleştirme kararında[3] da belirtildiği üzere “yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmelidir” biçiminde anlamaktadır. Ancak Kamulaştırma Kanunu’ nun 24.04.2001 tarih ve 4650 sayılı kanunla değişik 10. maddesindeki “hakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporlarından yararlanarak hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli takdir eder” ifadesinin anılan içtihadı birleştirme kararlarının uygulanırlığını kaldırıp kaldırmadığı tartışmalıdır.

 

B.    Bilirkişiye Başvurulması Zorunlu Olmayan Haller

 

Kanunda bilirkişiye başvurulması yönünde bir zorunluluk yoksa hakim, bilirkişiye başvurma konusunda takdir hakkına sahiptir. Ancak Yargıtay, kanundaki “çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren haller” ifadesini geniş yorumlayarak hemen her konuda hakimin bilirkişiye başvurması gerektiğini ifade etmektedir.

 

C.    Bilirkişiye Başvurulamayacak Haller

 

HUMK.m.275 uyarınca, hakimlik  mesleğinin  gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez. Maddede ikili bir ayrım yapılmıştır. Buna göre, hakim genel bilgi ile ve hukuki bilgi ile çözülmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvuramayacaktır.

 

Genel bilginin ne olduğu açık olmamakla birlikte ağırlıklı görüş, genel yaşam deneyimleri ile elde edilebilen bilgiler ile hakim statüsündeki bir kişinin bilmesi gereken genel kültür bilgilerinin genel bilgi kapsamında yer alacağı yönündedir[4]. Madde hükmü açısından, herkes tarafından bilinebilecek nitelikteki genel bilgiler ile veya hakimlik statüsünde bulunan bir kişinin bilmesi gereken genel kültür bilgisi ile uyuşmazlığın çözümü mümkünse hakim bu durumda bilirkişiye başvuramayacaktır.

 

Hukuki bilgi ise hakimin hukukçu olması nedeniyle bilmek durumunda olduğu bilgidir. HUMK’nun 275. maddesi ilk bakışta hakimin yürürlükte olan bütün mevzuatı bilmesi gerektiği gibi bir izlenim uyandırmaktadır ki böyle bir şeyin mümkün olmadığı aşikardır.

 

Prof. Dr. Ramazan ARSLAN, bilirkişi olarak başvurulacak kişilerin teknik bilgi edinmek amacı ile ilgili fakülteleri bitirdiği ve gereken bilgiye sahip olarak uzman konumuna geldiğini, hakimin de hukuk fakültesini bitirmek ve ayrıca hakimlik stajı ve meslek içi eğitimler görmek sayesinde hukuk alanında uzman olduğunu, bu nedenle hukuki konularla ilgili olarak bilirkişiye başvuramayacağını ifade etmektedir[5].

 

Bu tarz bir yorumun ülke gerçeklerinden uzak olduğu kanısındayım. Ticaret mahkemesinden iş mahkemesine, icra hakimliğinden ceza mahkemesine, savcılıktan sulh hukuk mahkemesine hakim atamalarının yapılabildiği ülkemizde [6], hakimlerin görev yaptıkları bu alanlarda geçerli olan hukuk kurallarının tümünü uzmanlık derecesinde bilmesinin mümkün olmadığı da bir gerçektir. Bu nedenle madde hükmünü, ülke gerçeklerini de göz önünde bulundurarak dar yorumlamak gerekir. Bu bakımdan hakimin hukuki konularda bilirkişiye başvuramaması kuralını hakimin genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvuramayacağı, detaylı bilgi gerektiren hallerde ise kendi bilgisini yetersiz gördüğü takdirde hukuki bilgi için bilirkişiye başvurabileceğinin kabulü gerekir. Hakimin hukuki bilgi için hiçbir şart altında bilirkişiye başvuramayacağını diretmek Prof. Dr. Yaşar KARAYALÇIN’ ın isabetle işaret ettiği üzere [7], zaten yeterince uygulanmayan HUMK’nun 275. maddesi hükmünü tamamen ölü bir hüküm haline getirir.

 

D.    Bilirkişi Olarak Seçilebilecek Kişiler

 

Da. Resmi Bilirkişiler

 

Bir konuda kanun ile belirlenmiş bilirkişiler varsa hakim bilirkişi seçimini bunlar arasından yapar (HUMK m.276/3).

 

Hukukumuzdaki resmi bilirkişiler:

          

1)Adli Tıp Kurumu (6119 sayılı Adli Tıp Müessesesi Kanununu m. 1, 3, 10/I)[8]

 

          Adli tıp ile ilgili konularda HUMK m.276/2 anlamında resmi bilirkişidir ancak, kendisine doğrudan doğruya başvurulması gereken bir bilirkişi değildir. Adli tıp kurumuna başvurulabilmesi için, daha önce görüşlerine başvurulan bilirkişi raporlarının kanaat verici nitelikte olmaması yahut birbirleri ile çelişki içinde olması  gerekir. Adli tıp kurumunun  kararları nihaidir.

 

2)Yüksek Sağlık Şurası (Umumi Hıfzıssıhha Kanunu m. 10) [9]

 

          Yüksek Sağlık Şurası, kanunun deyimiyle yalnız “tababet ve şubeleri sanatlarını ifadan mütevellit adli meselelerde bilirkişilik görevi ile yükümlü olup” başka hususlarda bilirkişilik yapamaz. Bu bakımdan Yüksek Sağlık Şurası, yalnız tıbbi meselelerle ilgili olarak görevlilerin görevini gereği gibi yapıp yapmadığı konusunda resmi bilirkişidir.

 

4)Kamulaştırma Bedelinin Tespiti Davalarında Bilirkişilik

 

Kamulaştırma Kanununda yapılan değişiklik ile kamulaştırma bedelinin hakim tarafından tespiti usulü getirilmiştir. Bu amaçla açılacak davalarda HUMK m.276/2 anlamında resmi bilirkişiler söz konusudur. Bu davalar için tayin edilecek bilirkişi ancak bu şahıslar arasından seçilebilir.

 

Kamulaştırma Kanununun 4650 sayılı ve 24.04.2001 tarihli kanunla değişik 15. maddesine göre, “Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliğine bağlı ihtisas odalarının her biri; her il için beş ila yirmi beş, ayrıca il merkezleri için il, ilçeler için ilçe kurullarınca bu bölgede oturan mühendis veya mimar olan taşınmaz mal sahipleri arasından on beş bilirkişi her yıl Ocak ayının ilk haftasında seçilerek, isim ve adreslerini bildiren listeler valiliklere verilir.

 

Valilikçe onaylanan listelerden odalar tarafından seçilenler il merkezleri ve ilçelerdeki asliye hukuk mahkemelerine, idare kurulları tarafından seçilenler, seçildikleri yerin asliye hukuk mahkemelerine gönderilirler.”

 

Kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında bilirkişiler bu listeden seçilir.

 

5) Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanununa ilişkin suçlarda hakim bilirkişiyi ancak Maliye Bakanlığı tarafından kendisine gönderilen listeden seçebilir[10].

 

Ayrıca hemen belirtelim ki, bir konu hakkında resmi bilirkişi belirlenmiş olması hakimin bilirkişiye başvurması zorunluluğunu doğurmaz. Ancak bilirkişiye başvurulması gerektiğinde hakim, bilirkişiyi bu resmi bilirkişiler arasından seçmelidir.

 

Db. Resmi Olmayan Bilirkişiler

 

Bilirkişiye ihtiyaç duyulan konularda kanun hükümleri resmi bilirkişi belirlememişse hakim, bilirkişi olarak kimin seçileceği konusunda serbesttir.

 

HUMK.m. 276 uyarınca taraflara bilirkişi seçme yetkisi verilmiştir. Şöyle ki, hakim öncelikle taraflara bilirkişi olarak seçilecek şahsın kim olacağı hakkında anlaşıp anlaşmadıklarını sorar. Tarafların üzerinde anlaştıkları bir kişi varsa hakim bu kişiyi bilirkişi olarak görevlendirir. Tarafların anlaşmalarına rağmen hakim, seçilen bilirkişinin konunun uzmanı olmadığına veya uyuşmazlığı çözmek için gerekli olan hususu yeterince açıklayamayacağına ya da kendisine verilen işi gereği gibi yapmayacağına kanaat getirirse, tarafların üzerinde anlaştıkları kişiyi bilirkişi olarak seçmeyebilir[11].

 

Taraflara bilirkişi seçme imkanı verilmesine rağmen, taraflar bir anlaşma sağlayamazlarsa veya tarafların böyle bir anlaşmaya varmaları fiilen imkansız ise (dava taraflardan birinin gıyabında devam ediyorsa, bilirkişi seçiminin ve incelemenin yapılacağı keşif mahallinde taraflardan biri hazır değilse) bilirkişi hakim tarafından re’sen seçilir (m. 276).

 

HUMK.m.276 hükmüne rağmen uygulamada genellikle taraflara bilirkişi seçme imkanı tanınmamakta ve bilirkişiler hakim tarafından re’sen seçilmektedir.

 

Hakim öncelikle bilirkişi olarak kaç kişi seçeceğini belirlemelidir. HUMK m.276/3 uyarınca üçten fazla kişi bilirkişi olarak seçilemez. Ancak Yargıtay hakim tarafından üçten fazla bilirkişi seçilmiş olup da raporun oybirliği ile hazırlanmış olması durumunda, bilirkişi seçimindeki usulsüzlüğün hükmün kurulmasına etkili bir usul yanlışlığı olmadığı görüşündedir[12]. Ayrıca, Prof. Dr. Baki KURU’ nun davadaki birden fazla iş için ayrı ayrı seçilecek bilirkişilerin sayılarının üçü geçmesi halinin kanuna aykırılık teşkil etmeyeceği görüşündedir[13]. Yargılama esnasında değişik konularla ilgili olarak yaptırılacak bilirkişi incelemelerinde bilirkişi sayısının üçten fazla olması doğaldır. Bu nedenle mantığa uygun bulunan bu görüşe katılmamak mümkün değildir.

 

Bilirkişilerin kaç kişi olacağının takdiri ve tespiti hakime ait olmakla birlikte gereksiz masrafa mahal verilmemesine dikkat etmek yükümlülüğünde (HUMK m.77) olan hakim bilhassa dava konusu düşük olan davalarda birden fazla bilirkişiye başvurmamalıdır.

 

Bilirkişi olarak seçilecek kişinin, kendisinden görüş istenen konuyu inceleyerek mahkemeyi aydınlatabilecek nitelikte olması gereklidir. Bu niteliği taşımayan kişilerin bilirkişi olarak seçilmesi, verilecek raporun uyuşmazlığın çözümünde etkili olmaması nedeniyle yeniden bilirkişi incelemesine başvurulması ve bu sebeple yargılamanın uzaması ayrıca usul ekonomisinin sağlanamaması; raporun hatalı olmasına paralel olarak hükmün de hatalı olması gibi sonuçlar doğurabilecektir.

 

Bilirkişi olarak seçilen kişinin, saygınlığını kaybetmemiş olması da dikkat edilmesi gereken diğer bir noktadır.

 

Büyük şehirler için geçerli olmasa da küçük şehirler ve ilçelerde hakim, bu nitelikleri taşıyan bilirkişileri bulmakta zorlanmakta ve olur olmaz kişiler bilirkişi olarak görevlendirilmekte[14] olduğu da bir gerçektir. Bunun sonucu olarak da, uyuşmazlıklar adil bir biçimde çözülememekte ve yargı mekanizmasına olan güven sarsılmaktadır[15].  

 

Hakim, bilirkişi seçimine ilişkin ara kararında, seçilen bilirkişinin kimliğini,  uzmanlık durumunu ve gerekli diğer niteliklerini açıkça belirtmek durumundadır. Bu husus bilirkişinin uzman olup olmadığını bilinebilmesinde (ve Yargıtay’ca denetlenebilmesinde)  önem arz eder[16]. Bilirkişi incelemesi için istinabe yolunun kullanılması durumunda bilirkişinin hangi uzmanlık dalından seçileceğini istinabe eden mahkeme belirler, bu karar istinabe olunan mahkemeyi bağlar.

 

 Bilirkişi, görevi gereği tarafsız olmak zorunda olduğundan bu tarafsızlığın sağlanması maksadıyla hakimler gibi bilirkişilerinde reddolunabileceği HUMK m. 277’de düzenlenmiştir.

 

Resmi olmayan bilirkişiler kural olarak bu görevi kabule zorlanamazlar fakat; görüşüne başvurulan hususu bilmeksizin sanatını icra edemeyecek olan ve sanatını alenen icra eden kimseler, o husus hakkında bilirkişiliği kabule mecburdur (HUMK m.278/1).

 

 

 

3.      Bilirkişi Raporunun Niteliği

 

Bir davada bilirkişinin görüşüne başvurulurken, dava dosyasının bilirkişi tarafından incelenebilir duruma gelmesi gerekir. Başka bir anlatımla, uyuşmazlığın esasını oluşturan konu belirlenmeli ve bu konunun özel veya teknik bilgiye ihtiyaç olmadan çözülüp çözülemeyeceği incelenmeli, özel veya teknik bilginin gerekli olduğu görüldükten sonra bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmelidir.

 

Bilirkişiden görüş alınacak hususlar açıkça belirlenmeksizin “gerekli raporun verilmesi için dava dosyasının bilirkişiye tevdiine” gibi genel bir ifade kullanılarak rapor tanzimi talep edilemez[17] . Hakim, bilirkişiden ne istediğini açıkça ifade etmelidir. Aksi halde bilirkişi, konu ile ilgisi olmayan bir hususu inceleyebilir. Böyle bir durum da alınacak raporun işe yaramamasının yanında, taraflara (özellikle de uygulamada genellikle bilirkişi giderlerini yatıran davacıya) ek külfet getirerek ve davanın sonuçlanmasını geciktirerek usul ekonomisine aykırı bir durum yaratacaktır.

 

İncelemesini bitiren bilirkişi veya bilirkişiler bir rapor tanzim eder. Rapor HUMK m.281’de belirtilen hususları içermelidir, ancak bunlardan en önemlisi gerekçedir. Bilirkişi raporu mutlaka gerekçeli olmak durumundadır (HUMK m.281/2). Gerekçesiz bilirkişi raporu hüküm için esas teşkil edemez [18].

 

Davanın tarafları, raporda noksan veya şüpheli gördükleri hususların tamamlanması veya açıklanması için bilirkişiden ek rapor alınmasını talep edebilir. Hakim de re’sen buna hükmedebilir.

 

Bilirkişi raporunun niteliğinin ne olduğu tartışmalıdır. Yazarlardan bazıları bilirkişinin hakimin yardımcısı olduğu görüşünde iken, bazıları da bilirkişi raporunun bir delil niteliğinde olduğu görüşündedirler. Uygulamaya yön veren Yargıtay ise, Türk Hukuku’nun aşamadığı bir saplantı olan “karma görüşü” kabul etmiştir[19].

 

Bilirkişi raporunun niteliği ne olursa olsun önemli olan hakimin hüküm verirken bu rapora ne derece önem verdiğidir. Bu konu da bilirkişi raporunun bağlayıcılığı bahsinde incelenecektir.

 

4.      Bilirkişi Raporunun Bağlayıcılığı

 

Bu kısımda  yapılacak açıklamalar, HUMK.m.275 ila m.284 arasında hükme bağlanmış olan bilirkişi raporları için geçerlidir. Hakem–bilirkişi raporları hakimi bağlamakla birlikte burada ele alınmayacaktır.

 

Bilirkişi raporu kesin delil hükmünde olmayıp takdiri delil niteliğinde olduğundan HUMK.m.240 bağlamında hakim tarafından serbestçe takdir edilir. Bilirkişi raporunun hakimi bağlamayacağına ilişkin HUMK 286. madde hükmünün yanı sıra bazı özel kanun hükümleri de bu hususu tekrarlamıştır (Orman Kanunu’nun geçici 1.maddesi, Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 10. maddesi, Borçlar Kanunu’nun 119. maddesi vb.).

 

           Bilirkişi raporunun hakimi bağlamayacağı ifadesinden ne anlaşılması gerektiği hususu Yargıtay ve doktrini birbirinden ayırır. Doktrinde kabul gören görüş, hakimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceği, raporu yeter derecede kanaat verici bulmaz ise ek rapor isteyebileceği (md.283) ve yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği (md.284); ancak tüm bunlara rağmen raporda varılan sonucun yanlış olduğunu takdir edebiliyor ise yeniden inceleme yaptırmaksızın raporun aksine hüküm verebileceği yönündedir[20]. Bilirkişi raporu aksine hüküm veren hakim, rapordaki sonucun yanlışlığını gerekçesiyle birlikte hükümde belirtmelidir[21].

 

Yargıtay ise, hakimin bilirkişi raporu ile bağlı olmadığını düzenleyen HUMK 286. maddesi hükmünü, hakimin bilirkişi raporunu yeterli görmezse, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması (md.284) gerektiği şeklinde yorumlamaktadır[22].

 

Bu uygulamanın doğal sonucu olarak yeniden yaptırılan inceleme sonucunda tanzim edilecek olan ikinci rapor da yetersiz görülecek olursa üçüncü kez bilirkişi incelemesine gidilmesi zorunludur. Hakimin hüküm kurmasında yeterli olacak bilirkişi raporu verilinceye kadar dördüncü, beşinci ve daha fazla bilirkişi incelemesi yaptırması ve nihayet yeterli bulduğu rapora göre hüküm kurması Yargıtay’a göre zorunluluktur[23]. Burada hakim, raporlardan doğan usuli kazanılmış hakları göz önünde bulundurup buna göre karar vermekle yükümlüdür[24].

 

Yargıtay’ın 286. madde hükmünü “hakimin bilirkişi raporunu yeterli görmediği takdirde yeniden inceleme yaptırması gerektiği, raporun aksine karar veremeyeceği” şeklinde yorumlaması kısmen isabetsizdir.

 

Teknik bilgiyi gerektiren işlerde hakim, bilirkişi mütalaasının aksine bir  görüşü benimseyememelidir. Örneğin, bir babalık davasında davalının çocuğun babası olduğu bilirkişinin yaptığı doku testleri ile belirlenmişse, veya davacının, davalının silahından çıkan kurşun ile yaralandığı balistik inceleme ile belirlenmişse, artık hakim bilirkişi mütalaası ile bağlı olmadığını iddia edememelidir. Bu bakımdan teknik bilgi gerektiren bu gibi işler açısından Yargıtay’ın görüşünün doğru olduğu kanaatindeyim.

 

Diğer yandan, kusur hesapları veya hukuki konularla ilgili olarak alınan mütalaalarda hakim, bilirkişinin görüşü ile bağlı olmamalı ve bilirkişi raporunun aksine karar verebilmelidir. Bu bakımdan Yargıtay’ın görüşüne katılmıyorum.

 

Ancak bu durumda hakim, hangi nedenle raporun aksine hüküm kurduğunu yani rapordaki sonucun neden dolayı kabul edilemeyeceğini hükmünde gerekçesiyle birlikte inceleyip belirtmelidir.

 

Tayin edilmiş bilirkişi, görüşüne başvurulan hususta uzman değil ise, rapordaki görüşe katılmayan hakim, kendi görüşüne binaen hüküm kuramaz. Bu durumda gerçekten uzman olan kişiye inceleme yaptırıldıktan sonra hüküm kurulması gerekir.

 


[1] ÜSTÜNDAĞ Saim, Medeni Usul Hukuku, İstanbul 1992, sf. 722.

[2] KURU Baki, ARSLAN Ramazan, YILMAZ Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 1997, sf. 407.

[3] 03.07.1967, 1/15 sayılı İBK (RG 27.07.1967) ve 20.01.1969, 4/1 sayılı İBK (RG 29.03.1969).

[4] ARSLAN Ramazan, Bilirkişilik Uygulaması ve Yargıtay’ın Bu Uygulamaya Etkisi, Yargıtay Dergisi, 1987, Sayı 1 – 4, sf.166, AŞÇIOĞLU Çetin, Kusurun Belirlenmesinde Hakimin ve Bilirkişinin Fonksiyonu, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu V (26 – 26 Mart 1988), Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayını, sf. 114.

[5] ARSLAN Ramazan, Bilirkişilik Uygulaması ve Yargıtay’ın Bu Uygulamaya Etkisi, Yargıtay Dergisi, 1987, Sayı 1 – 4, sf. 166.

[6] Ayrıntı için bkz. DERYAL Yahya, Türk Hukukunda Bilirkişilik Uygulaması ve Avukatın Bilirkişilik Yapması, Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, sf. 6.

[7] KARAYALÇIN Yaşar, Genel Görüşme, Yargıtay Dergisi, 1987, Sayı 1 – 4, sf.188.

[8] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990, sf. 1825.

[9] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990, sf. 1829.

 

[10] FRANKO Nisim, Genel Görüşme, Yargıtay Dergisi, 1987, Sayı 1 – 4, sf.196.

[11] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1848, ARSLAN Ramazan, Bilirkişilik Uygulaması ve Yargıtay’ın Bu Uygulamaya Etkisi, Yargıtay Dergisi, 1987, Sayı 1 – 4, sf. 175.

[12] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1844.

[13] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1844.

 

[14] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1859, ARSLAN Ramazan, Bilirkişilik Uygulaması ve Yargıtay’ın Bu Uygulamaya Etkisi, Yargıtay Dergisi, 1987, Sayı 1 – 4, sf. 172.

[15] KILIÇOĞLU Ahmet, Yargıda Bilirkişilik Çıkmazı, Ankara Barosu Dergisi, Sayı 5, sf. 644, ARSLAN Ramazan, Bilirkişilik Uygulaması ve Yargıtay’ın Bu Uygulamaya Etkisi, Yargıtay Dergisi, 1987, Sayı 1 – 4, sf. 158, AŞÇIOĞLU Çetin, Doğru ve Güvenli Yargılanma Hakkımız Var, Ankara 1995, sf. 199.

[16] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1857.

[17] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1871.

[18] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1874.

[19] Ayrıntı için bkz. ARSLAN Ramazan, Bilirkişilik Uygulaması ve Yargıtay’ın Bu Uygulamaya Etkisi, Yargıtay Dergisi, 1987, Sayı 1 – 4, sf. 160 vd.

[20] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1905, ÜSTÜDAĞ Saim, Medeni Usul Hukuku, İstanbul 1992, sf. 736, ARSLAN Ramazan, Bilirkişilik Uygulaması ve Yargıtay’ın Bu Uygulamaya Etkisi, Yargıtay Dergisi, 1987, Sayı 1 – 4, sf. 177, AŞÇIOĞLU Çetin, Kusurun Belirlenmesinde Hakimin ve Bilirkişinin Fonksiyonu, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu V (26 – 26 Mart 1988), Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayını, sf. 110, DERYAL Yahya, Türk Hukukunda Bilirkişilik Uygulaması ve Avukatın Bilirkişilik Yapması, Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Nisan 2001 sf. 7.

[21] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1903.

[22] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1837, 1907.

[23] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1904.

[24] KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II, İstanbul 1990 sf. 1888 vd.