YIL: 6
SAYI: 69
EYLÜL 2003
 

önceki

yazdır


 

Süleyman Ruhi AYDEMİR

 

 

  

EVRAKTA SAHTEKARLIK SUÇLARI (Yargıtay İçtihatları Doğrultusunda)


Bu çalışmada vatandaşların çoğunluğunun belli bir yer ve zamanda belli şeylere, evrak ve işaretlere güvenmeleri realitesinin ortaya çıkardığı Ammenin itimadının hukuki konusu olduğu ve Türk Ceza Kanununun altıncı babının üçüncü faslında Ammenin İtimadı Aleyhine Cürümler başlığı altında düzenlenen Evrakta sahtekarlık suçları incelenmiştir.

 

 

EVRAK KAVRAMI

 

Doküman, belge, varaka gibi kavramları da kapsayan evrak; bir şahıs tarafından yazılan bazı olguları ortaya koyan irade açıklamasıdır. Bu açıklamadan hareketle, bir evraktan söz edebilmek için evrakın yazılı olması, bir düzenleyicisinin olması ve bir içeriğinin olması gerekmektedir.

 

a)     Yazılılık: Evrakın yazılı olmasından kasıt evrakın herhangi bir şekilde yazılı olmasıdır. Yazının dili önemli olmadığı gibi el veya makine ile yazılmış olmasının önemi de yoktur. Burada yazının silinmez bir şeyle yazılmış olmasının şart olmadığını hatırlatmak gerekir.

 

b)     Bir düzenleyicisinin olması: evrakın bir düzenleyicisinin olması ve bu düzenleyicinin kim olduğunun bilinmesi gereklidir. Düzenleyici bir şahıs olabileceği gibi bir kurum dahi olabilir. Düzenleyiciden kasıt onu bizzat yazan değil, dokümanın altına imza koyan, dokümanın adına düzenlendiği şahıstır.

Dokümanın altındaki imzanın geçerliliği için isim ve soyismin yazılması gerekmez imzanın, atıcısını belirtmeye yetmesi kafidir. Bu bağlamda rumuzlar, isim ve soyismi kısaltan bir kişinin vasfını belirten işaretler geçerli imzayı oluştururlar.

İmzanın bir kişiye ait olduğu anlaşıldığı takdirde okunabilir nitelikte olması da şart değildir. Bundan başka ayrıca imza içermeyen oturulan yer kartları, kağıtlar, ticari defterler gibi dokümanlardan bahsetmek gerekir. Bunlarda düzenleyicisinin bilinmesi gerekmez, evrakın aidiyeti diğer unsurlardan çıkarılmaktadır.

c) Bir İçeriğe Sahip Olması: evrakta bulunan yazı bir içeriğe sahip olmalıdır. Buradaki içerik iki türlü olmaktadır. Mahkeme zabıtlarında hakim tarafından anlatılan olguların yazılması gibi bir fiilin anlatılması, izah edilmesi tarzı veya bir şahıstan başka bir şahsa “borcum kalmamıştır” şeklinde içeriğe sahip bir ihbarname gibi ve bir iradenin açıklaması tarzı şeklindedir.

Sahtekarlıktan söz etmek için yapılan sahtekarlık hukuken önemli olmalıdır. Dokümanın içeriğinin değiştirilmesinden bir zarar doğmuyorsa veya bu eylemin hukuki bir önemi yok ise faile ceza verilmez.

Dokümanlar niyet Dokümanları ve fırsat Dokümanları olmak üzere de ikiye ayrılmaktadır. Zabıtlar, sertifikalar gibi Dokümanlar niyet Dokümanlarıdır ve delil olarak bir fiili kanıtlamak için düzenlenmişlerdir.

Fırsat Dokümanları ise farklı amaçlar için düzenlenmiş olup doğrudan doğruya delil olmaları için düzenlenmemişlerdir. Bu tip Dokümanlarda sonradan meydana gelen nedenler onun delil değerini yükseltmektedir. Mektuplaşmalar buna en iyi örnektir.

 

EVRAK TÜRLERİ

 

a)   Resmi Evraklar:

 

Resmi evraklar memurlar tarafından görevin yapıldığı sırada ve görev dolayısıyla düzenlenen belgedir.

Suç, Türk Ceza Kanunun 339 uncu maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

“ Bir memur memuriyetini icrada tamamen veya kısmen sahte bir varaka tanzim eder veya hakiki bir varakayı tağyir ve tahrif eyler ve bundan dolayı umumi veya hususi bir mazarrat tevellüt edebilirse üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur. Eğer işbu varaka sahteliği ispat edilmedikçe muteber olan evrak kabilinden ise ağır hapis cezası beş seneden oniki seneye kadar verilir.

Evrakın musaddak suretleri kanunen zayi olan asılları makamına kaim olmak lazım geldiği takdirde mezkur suretler hakkında asılları gibi muamele olur.

Maddeden hareketle diyebiliriz ki; bir evrakın resmi evrak olabilmesi için;

-       memurlar tarafından düzenlenmesi

-       memurun görevini yaptığı sırada düzenlenmiş olması ve

-       görev dolayısıyla düzenlenmiş olması gerekmektedir

Görev sırasında düzenlenen her evrak resmi evrak sayılmaz. Örneğin işyerinde evinin kira kontratını imzalayan memur resmi evrak değil özel evrak düzenlemiştir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 08.11.1985 tarih ve 85/11010 Nolu Kararında özetle; “vergi dairesi muhasebe şubesinde evrak memuru olan ve yetkili memura makbuz ve fiş düzenlemede yardımcı olarak sözlü emirle görevlendirilen sanığın, vergi borcunu yatırmak üzere gelen öğretmeninden aldığı paraya karşılık bir makbuz verdiği, makbuzun dairede kalan suretlerine daha az bir miktarı yazarak arada kalan parayı kendisine aldığı anlaşıldığına göre, eylemi güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur. sahtecilikten hüküm kurulması doğru değildir”. diyerek suçun memurun görevi dolayısıyla oluşacağını kabul etmiştir.

 

Resmi evraklar; içerikleri, açısından memurun önünde yapılan beyanları, tarafların açıklamalarını, memurun yaptığı fiilleri, muhatabın yapması gereken şeyleri ihtiva ederler.

Kanun, sahteliği sabit oluncaya kadar muteber olan evraklarda sahtekarlığı ağırlaştırıcı sebep saymıştır. Bunun nedeni, bu evrakların içerikleri ve düzenleyicilerin delil olma yönlerinin güçlü olduğu kabul edilmesi ve bunlara kesin delil gözüyle bakılmasıdır. Bu tür evraklara örnek olarak; mahkeme ilamları, noterlerce tanzim olunan senetler verilebilir. Aslında evrakın delil değeri suçtan meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığının ifadesidir. Bu itibarla, özel evrak sayılan bazı evraklar sahtekarlık açısından resmi evrak sayılmaktadır. Türk Ceza Kanunun 349/2’ de de belirtildiği gibi Emre veya hamile yazılı kambiyo senetleri, emtiayı temsil eden evrak, ortaklık veya alacaklık sağlayarak belli bir meblağı temsil eden hisse senetleri, tahviller, hazine bonoları gibi kıymetler, kıymetli evrak, mali değerleri temsil eden evrak, ihraç edenin mali yükümlülüklerini içeren her türlü evraklarda sahtekarlıklar resmi evrakta sahtekarlık sayılmış ve bu suçun cezası ile cezalandırılmıştır. Yargıtay 8 inci Ceza Dairesinin 8.2.1996 tarih ve E:1995/16325 K: 1996/1919 bu konuda emsal teşkil etmektedir. Söz konusu kararda özetle şu cümlelere ver verilmiştir; “ Menkul değerle bürosu açıp çalıştıran bir kısım sanıkların, sahte hisse senedi bastırıp satmak konusunda anlaşarak, diğer sanıkların yardımıyla sahte hisse senetlerinin basımını gerçekleştirdikleri, sanık Selehattin'in işin başından beri diğer sanıklarla birlikte olup sahte basılmış hisse senetlerinin, sahteliğini bildiği halde piyasaya sürdüğü anlaşılmakla, tüm sanıkların eylemi, TCK.nun 349/2. maddesi delaletiyle 342/1. maddesinde yazılı suçu oluşturur”. Yine aynı Dairenin 10.12.1997 tarih ve 97/12157 nolu kararında ki; ” bonodaki alacaklı TTK´nun 688/4. maddesindeki gerçek veya tüzel kişiyi içermiyorsa TCK´nin 345. maddesi ile uygulama yapılmalıdır” cümlesi, 6.12.1995 tarih ve 95/13022 nolu kararında “sanığın; başka bir belgedeki üzerinde imzası bulunan pulu çıkarıp, sahte senede yapıştırması, senet üzerinde ayrıca bir imzanın bulunmaması ve pul üzerindeki imzanın belgede devam ettirilmediğinin anlaşılması karşısında eylem, TCK.nin 345. maddesindeki suçu oluşturur” cümlesi, 6 ncı Ceza Dairesi’ nin 17.12.1996 tarih ve 1996/13190 nolu kararında “Sanığın; taksitle ansiklopedi alırken, satan şirketle yaptığı satış sözleşmesine müştekiyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak gösterip, imzasını da atması eylemi, TCK’.nun 345. maddesinde yazılı suçu oluşturur”. Cümleleri dikkati çekmektedir.

 

Kambiyo senetlerinin asli unsurlarının herhangi birinin bulunmaması durumunda senetlerin adi senet olarak görüleceği malumdur. Bu anlamda sahtecilik suçuna delil teşkil eden kambiyo senetlerinin asli unsurlar bakımından kambiyo senedi olup olmadığının tespiti sahtekarlığın resmi evrakta mı özel evrakta olup olmadığının tespitinde de önem kazanmaktadır.Türk Ticaret Kanununun 688. maddesinde yazılı unsurları içeren bonoyu bir başkasının yazıyla doldurup, katılana ait başka bir belgeden onun imzasını taşıyan pulları kaldırmak suretiyle bononun altına yapıştırarak, aldatma yeteneği taşıyan bono haline getirip kullanan sanığın eylemi, TCK.nun 342/1. maddesinde yazılı suçu oluşturur. Bu konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.03.1997 tarih ve E: 1997/6-23 K: 1997/41’ de “ Sahte düzenlenen bononun, düzenleyenden başkası tarafından imzalanması ya da "borçlunun imzasını taşıyan pulların başka yerden kaldırılıp yapıştırılması" halleri -imza, pul dışına taşmasa dahi- diğer ögeleri tamamsa bu senedin bono olma niteliğini değiştirmez” kararı vermiştir. Aynı konuda, 6. Ceza Dairesi’ nin 10.10.1991 tarih ve 91/06353 nolu kararında ki “suça konu çekteki (ist) yazısı, keşide yerini tam olarak ifade eder nitelikte bulunmadığından, sanıklar hakkında TCK.nun 345. maddesiyle uygulama yapılmalıdır” cümleleri, 5.7.1991 tarih ve 91/05474 nolu kararında ki “kart hamilinin kaybettiği kredi kartını ele geçiren sanığın , kredi kartı hamillerine yaptığı satışlarda kullanılmak üzere müdahil bankanın verdiği boş satış senetlerini , gerçek alış verişe dayanmayan satış belgeleri olarak düzenleyip karşılıklarını ilgili banka şubelerinden alması eylemi , özel evrakta sahtecilik suçunu oluşturur” cümleleri, 28.11.1989 tarih ve K: 89/09366’ da ki “tanzim yeri bulunmayan bonolar, hususi evrak niteliğindedir” cümlesi, 07.02.1995 tarih ve K: 95/1039’ da ki “Türk ticaret kanunun 688. maddesi uyarınca bono metninde alacaklı kişinin ad ve soyadının tam olarak yazılması gerekir. "oto p...."nin da tüzel kişiliğinin bulunduğuna ilişkin kayıt olmadığından eylem, TCK.nun 345. maddesinde yazılı suçu oluşturur. senet adedine göre TCK. 80. maddesinin uygulanmaması yasaya aykırıdır” cümlesi, 10.12.1997 tarih ve K:97/12157’ de ki “bonodaki alacaklı TTK´nun 688/4. maddesindeki gerçek veya tüzel kişiyi içermiyorsa TCK´nin 345. maddesi ile uygulama yapılmalıdır” cümlesi, 05.02.1987 tarih ve K:87/00993’ de ki “tanzim tarihi bulunmayan sahte bono tanzimi eylemi Türk ceza kanununun 345. maddesine uyan suçu oluşturur” cümlesi, 30.12.1976 tarih ve K: 76/7598’ de ki “ bononun arkasına yazılar yazılmış ve tedavül kabiliyetini yitirmiştir. adi senet niteliğinde olduğu için TCK.nun 342/1. maddesiyle hüküm kurulamaz” cümlesi,

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ nun 12.07.1976 tarih ve 76/328 nolu kararında ki;” resmi bir varakada sahtecilik suçu o varakanın düzenlenmesi ile birlikte oluşur. bu düzenleme ile genel ve özel bir zararın doğduğu yasaca varsayılmış (mefruz) bulunduğundan, sanığın çıkar sağlayıp sağlamamış olması suçun oluşmasına etkili değildir. emre yazılı senetler resmi evrak niteliğinde bulunduğundan, sahtecilik suçu bononun kullanma veya vade tarihinde değil, düzenlenme gününde doğmuştur” cümlesi, 20.09.1969 tarih ve 69/395 nolu kararında ki; “resmi evraktan sayılan bononun vadesinde tahsile verilmemesi veya protesto edilmemesi hali, onun resmi evrak niteliğini kaybettirmez. bono üzerindeki tahrifatın yapıldığı tarihte, resmi evrakta sahtecilik suçu oluşur” cümlesi, 23.10.1989 tarih ve 89/00297 nolu kararındaki; “banka güvence (teminat) mektupları, nitelikleri (mahiyetleri) itibariyle bk.nun 110. maddesinde sözü edilen üçüncü kişinin eylemini yükleme (fiilini taahhüt) niteliğinde bir garanti sözleşmesidir. kambiyo senetleri içinde yer almamıştır. özel kişilerce sahte olarak düzenlenseler dahi, resmi belgeden sayılmadıklarından özel belge (hususi evrak) niteliğindedir” cümleleri yaptığımız tespiti destekler niteliktedir.

Kanun ayrıca resmi evrakı asıl, suret, tasdikli suret olarak ayırmış ve bunlara farklı hukuki değerler tanımıştır.

Eğer bir belge, onu düzenleme yetkisine sahip kişilerce düzenlenmişse o doküman asıl veya orijinaldir.

Evrakın aslına uygun olarak fotokopi, karbon kağıdı, fotoğraf gibi çoğaltılması halinde dokümanın kopyası yani sureti çıkartılmış demektir. Kanun kopyaları delil değerinden yoksun saymıştır.

Yargıtay 6.C.D. 25.03.1996 Tarih ve E: 1996/3267’ da “onaysız fotokopiden ibaret belgenin, ne suretle aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu açıklanıp tartışılmadan, mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır” kararı vermiştir. Ayrıca aynı Daire’ nin 18/04/1989 Tarih ve E. 89/02620 da ki ”onaylı olmayan fotokopi (suret) belge niteliğinde değildir” cümlesi, 09.11.1931 tarih 31/07084 nolu Kararında ki “üzerinde ayrıca aslına uygunluğunu belirten onama yazısı bulunmadıkça fotokopi, sahtecilik suçunda öngörülen geçerli belge değildir”. cümlesi, 25.03.1996 tarih ve K:96/103’ de ki “onaysız fotokopiden ibaret belgenin, ne suretle aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu açıklanıp tartışılmadan, mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır” cümlesi, 15.02.1994 tarih ve K: 94/1010’ da ki “sanığın; kendisini alacaklı, müştekiyi borçlu gösteren, tanzim tarihi bulunmadığından özel belge niteliğindeki 395 milyon liralık senedi, ödemesi için elden müştekiye götürüp, fotokopisini vermekten ibaret eyleminde, hukuki sonuç doğuracak bir kullanma söz konusu olmadığından suçun unsurları oluşmaz” cümleleri, 25.3.1996 tarih ve 96/3103 nolu kararında ki “onaysız fotokopiden ibaret belgenin, ne suretle aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu açıklanıp tartışılmadan, mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır” cümlesi, 15.02.1994 tarih ve 94/1010 nolu kararında ki “sanığın; kendisini alacaklı, müştekiyi borçlu gösteren, tanzim tarihi bulunmadığından özel belge niteliğindeki 395 milyon liralık senedi, ödemesi için elden müştekiye götürüp, fotokopisini vermekten ibaret eyleminde, hukuki sonuç doğuracak bir kullanma söz konusu olmadığından suçun unsurları oluşmaz” cümlesi dikkati çekmekte, bu konudaki Yargıtay’ ın değişmez görüşünü yansıtmaktadır.

 

Suretin yetkili memur tarafından aslına uygunluğu tasdik edilmişse suret de aslı gibi amme itimadına sahiptir. TCK 339/2 de belirtildiği gibi; evrakın aslının kaybolması halinde eğer kanun tasdikli suretin aslı yerine geçeceğini kabul etmişse tasdikli surette sahtekarlık asılda sahtekarlık sayılmaktadır.

 

b)  özel evrak:

Resmi olmayan evrak özel evraktır ve resmi evrakın özelliklerini taşımayan tüm evraklar özel evrak sayılmaktadır. Bu nedenle sadece özel kişilerin yazılı belgeler özel evrak olmayıp memurların görev ve yetkileri dışında düzenlemiş oldukları evrak da özel evraktır.

Ayrıca, memur tarafından kanunun öngördüğü şekil şartlarına riayet edilmeden veya yetkisiz memur tarafından düzenlenen evraklar da özel evraktır.

 

MADDİ VE FİKRİ SAHTEKARLIKLAR

 

Maddi sahtekarlık, evrakın maddi içeriğinin veya özü itibarıyla değiştirilmesi, fikri sahtekarlık ise evrakın sadece içeriğinin değiştirilmesidir.

Örneğin bir memur tümü itibarıyla sahte bir belge düzenlemişse ortada maddi sahtekarlık mevcuttur. Eğer memurun önünde aslında söylenmedik sözleri söylendi gibi yazarsa veya söylenenden farklı şeyleri söylendi gibi gösterirse veya önünde gerçekleşmeyen bir şeyi gerçekleşmiş gibi gösterirse fiil fikri sahtekarlığı oluşturmaktadır.

Bir evrakın sahih olabilmesi için iki şart gerekir. ilki görünen düzenleyicisinin gerçek düzenleyici olması ikincisi ise dokümanın değişikliğe uğramamış olmasıdır. Değişiklikten kastedilen, dokümanın düzenlenmesinden sonra dokümanın üzerinde hak sahibinin rızası olmadan yapılan ilaveler, gerçekleştirilen silintilerdir.

Prensipte maddi sahtekarlıklar hem resmi hem de özel evrakta yapılmalarına karşılık fikri sahtekarlıklar sadece resmi evrakta yapılırlar.

Ceza açısından maddi sahtekarlık ile fikri sahtekarlık arasında ayırım yapılmamış, suçun failleri eşit şekilde cezalandırılmıştır.

 

Resmi evrakta maddi sahtekarlık:

 

a) resmi evrakta memur tarafından yapılan maddi sahtekarlıklar

Devlet memurunun görevinin icra ederken tamamen veya kısmen sahte bir evrak düzenlemesi veya gerçek bir işlemi değiştirmesi halinde memurun evrakta maddi sahtekarlığı söz konusudur.

Memur bu evrakı görevini ifa ederken ve görevi dolayısıyla düzenlemektedir. Bunun manası, memurun bu gibi evrakları düzenlemesinin kanunlar çerçevesinde ifa etmiş olduğu görevi olmasıdır.

 

b) özel şahıslar tarafından yapılan resmi evrakta maddi sahtekarlık

Özel şahıslar tarafından yapılan evrakta maddi sahtekarlık suçları TCK 342 de şu şekilde düzenlenmiştir.

“ Bir kimse resmen memur olmadığı halde 339 uncu maddede gösterilen suretlerle resmi bir varakada sahtekarlık yaparsa iki seneden sekiz seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır

eğer vesika kanunen sahteliği ispat olunmadıkça muteber olan resmi evrak kabilinden ise dört seneden on seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur

ve eğer sahtekarlık aslın vücudunu farz ederek yahut sahih olan aslına mugayir surette yazarak veyahut sahih bir sureti tahrif eyleyerek resmi bir varakanın sureti üzerinde işlenmişse bir seneden üç seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.

Eğer mezkur varaka kanunen sahteliği ispat olunmadıkça muteber addolunan evrak kabilinden ise verilecek cevaz iki seneden beş seneye kadar ağır hapistir”.

Maddeden anlaşılacağı üzere, memur olmayan kimsenin ancak görevli memur tarafından düzenlenecek bir evrakı düzenlemesi veya devlet kurumu tarafından düzenlenen evrakı değiştirmesi halinde resmi evrakta özel şahısların maddi sahtekarlıkları söz konusudur. Örneğin, bir şahsın kendisine mezuniyet diploması düzenlemesi veya mezun olunan fakültenin isminde değişiklik yapması halinde özel kişinin resmi belgede maddi sahtekarlığı gerçekleşmiş olur.

Eğer evrak sahteliği ispat olunmadıkça muteber olan resmi evrak kabilinden ise ağırlatıcı sebep gerçekleşmiş olur. Bu konuda 6. Ceza Dairesinin 10.7.1984 tarih ve 84/5981 nolu kararında ki; “suçun maddi konusu olan veraset ilamı, aksi isbatlanıncaya kadar geçerli belgelerden olmakla sanığın eylemi TCK.nun 342/1. madde ve fıkrasına uyar” ifade emsal teşkil etmektedir.

Bundan başka, eğer özel şahıs memuru suç işlemeye tahrik etmişse veya memurun sahtekarlığı işlemesi için ona vasıta olmuşsa özel şahıs memurun suçuna iştirak etmiş sayılacağı için TCK’ nun 339 ve 341 nci maddeleri uyarınca cezalandırılacaktır.

Nitekim Yargıtay 6. Ceza Dairesi’ de 21.12.1995 tarih ve E: 1995/13833’ de “İlamsız takiplere ilişkin ödeme emrinin borçlusu olan müştekiye ödeme emri tebliğ edilmediği halde huzurunda tebliğ edilmiş gibi tebliğ ilmühaberi düzenleyerek, icra takibinin kesinleşmesini sağlayan sanık icra müdürünün eylemi, TCK.nun 339. maddesinde yazılı suçu oluşturur. Sahte düzenlenen ödeme emri tebliğ ilmühaberini bilerek kullanıp müştekiye ait kamyonetin alacaklı sıfatıyla haczedilmesini sağlayan diğer sanığın da suça katıldığı kabul edilmelidir”. diyerek suça iştirak eden kişinin durumunu göstermiştir.

Evrakta maddi sahtekarlık hukuken önemli olmadır. Sahtekarlık resmi evrakın sahihliğine güvene ve özel kişilerin menfaatlerine zarar vermeli veya bunları tehlikeye koymalıdır. Herhangi bir kimse tarafından kolayca anlaşılabilen, aldatma kabiliyeti olmayan, kolayca fark edilebilen değişiklikler resmi belgelere güvene veya özel şahıslara zarar vermeyeceği için cezalandırılmayacaklardır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi 23.06.1994 tarihinde “ SSK. ........ Bölge Müdürlüğü Tahsisler Servisinde memur olan sanığın, yaşlılık aylığına hak kazanmadığı halde kazanmış gibi belge düzenlemek karşılığı sigortalı Cemil'den 50.000 TL. rüşvet aldığı sübuta ermesine göre, rüşvet almak suçundan mahkumiyetine karar verilmeli, düzenlediği belgelerin aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olup olmadığı araştırılarak, sonucuna göre sahtecilik suçundan hukuki durumu değerlendirilmelidir” kararı vermiştir.

Benzer bir karar 6. CD tarafından 25.09.2000 tarih ve 00/6342 Karar noda alınmıştır. Söz konusu kararda; “aldııi mobilyalara karşılık olarak Türk Ticaret Kanununun 688.maddesinde yazılı kambiyo senedi niteliğinde kabul edilemeyecek senedi vererek kullanan sanığın eyleminin, TCK.nun 79. maddesi yoluyla ayni kanunun 503/1. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu gözetilmelidir” cümleleri kullanılmıştır.

Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu 22.05.1989 tarih ve 89/00200 nolu kararında “üzerinde değiştirme (tahrifat) yapıldığı ilk bakışta anlaşılan senette aldatma gücü (iğfal kabiliyeti), nesnel ölçülere göre yoktur” cümleleri kullanılarak belgenin iğfal kabiliyetine sahip olması gerektiği belirtilmiştir.

6 nıcı Ceza Dairesinin 5.3.1991 tarih ve 91/01803 nolu kararındaki “suça konu belgede yapılan tahrifatın iğfal kabiliyetini haiz olup olmadığı araştırılıp tartışılmadan hukuki durumun tayini yasaya aykırıdır” cümlesi; 11.10.1984 tarih ve 94/9217 nolu kararındaki “suça konu nüfus cüzdanındaki soğuk damga izinin yalnızca fotoğraf üzerinde bulunup, fotoğrafın yapıştırıldığı sayfaya taşımadığının müşahede edilmesi karşısında, iğfal kabiliyetinden söz edilemeyeceğinden mahkumiyet kararı verilmez. suça konu sahte nüfus cüzdanın delil olarak dosyada saklanması yerine zoralımına karar verilmesi doğru değildir” cümleleri emsal teşkil etmektedir.

 

Resmi evrakta Fikri Sahtekarlık

Resmi evrakta fikri sahtekarlık Türk Ceza Kanunun 340 ncı maddesinde;

“ Bir memur memuriyetini icra halinde bir varaka tanzim veya tahrir ederken hakikate muvafık olmayan keyfiyet ve ifadeleri sahih ve huzurunda cereyan etmiş gibi gösterir yahut zaptına memur olduğu ifadeleri zaptetmez, yahut bu ifadeleri değiştirir ise bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar tevellüt edebildiği takdirde baladaki maddede yazılı olan cezalar ile cezalandırılır”

ve 341 nci maddesinde;

“bir memur aslı mevcut olmayan resmi bir varakanın musaddak suretini tasni ve kanuni şekline uydurarak ita eyler veyahut aslını değiştirip mahvetmeksizin iş bu asla mugayir bir suret verir ise üç seneden sekiz seneye kadar ağır hapis cezası görür. Eğer iş bu varaka sahteliği ispat olunmadıkça muteber addolunan evrak kabilinden ise ağır hapis cezası dört seneden eksik olamaz.

Eğer sahtekarlık resmi evrak münderecatının sıhhatini tasdik esnasında irtikap olunmuş ise bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar tevellüt edebildiği takdirde fail hakkında bir seneden beş seneye kadar hapis cezası verilir”

şeklinde düzenlenmiştir.

Maddeye göre memurun resmi belgede fikri sahtekarlığı; memurun görevi gereği evrak düzenlemesi veya işlem yaparken yapılan açıklamaları değişik şekilde veya yapılmayan açıklamaları belgelemesi ve memur tarafından evrakın aslına aykırı kopya düzenlemesi, aslı mevcut olmayan evraka tasdikli suret uydurulması şeklinde gerçekleşmektedir.

Memurun resmi belgede fikri sahtekarlığı, memur yaptığı işlemde doğru olmayarak bir fiilin kendi huzurunda yapıldığını kabul etmesi, kendi önünde yapılmayan açıklamaları yapıldı gibi göstermesi, gerçeği kanıtlamaya yönelik ancak kendi önünde yapılmayan fiilleri yapıldı gibi göstermesi, yapılan açıklamaları değiştirerek yazması veya hiç yazmaması,gerçeği kanıtlamaya yarayacak şeyleri belgelememesi şeklinde gerçekleşebilmektedir. Bu sahtekarlıklardan umumi veya hususi bir zarar doğmalı veya doğma imkan veya ihtimali bulunmalıdır.

Öte yandan bu suç, memurun görevini icra ederken, aslında olmayan bir evrakın tasdikli suretini düzenleyerek şeklen kanuna uygun hale getirmesi veya gerçekte var olan bir resmi veya özel evrakın orijinalinden farklı bir suretini düzenlemesi veya orijinali mevcut olan dokumana dayalı bilgilerin aslına uygun olarak çıkartılmaması halinde söz konusu olmaktadır.

Görüleceği üzere bu suçun faili ancak devlet memurudur. eğer sahte olan şey ammenin itimadına veya özel menfaate zarar vermiyorsa fiil cezalandırılmamaktadır.

Öte yandan; TCK’ nun 343 üncü maddesi özel şahısların resmi belgelerde fikri sahtekarlığını düzenlemiştir. Gerçekten mezkur maddesi;

“Her kim resmi bir varakanın tanzimi esnasında kendisinin veya başkasının hüviyet ve sıfatı yahut mezkur varakanın sıhhati ispat olunacak sair ahval hakkında memurine karşı yalan beyanatta bulunursa bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar husule geldiği takdirde üç aydan bir seneye kadar hapis cezasıyla cezalandırılacaktır.

Eğer mezkur varaka tevellüdat, münakehat ve vefiyata yahut adli işlere müteallik bulunursa fail altı aydan iki seneye kadar hapis olunur”

Şeklinde düzenlenmiştir.

Bu maddeden özel şahıslar tarafından iki tür yalan beyanın suç sayılacağı anlaşılmaktadır.Bu beyanlardan ilki, resmi belgenin tanzimi sırasında özel şahısların hüviyet ve sıfatına ilişkin açıklamaları, ikincisi ise gerçeği kanıtlamaya yarayan resmi bir belgede ispat olunacak hususlar hakkındaki beyanlardır.

Nitekim Yargıtay 6 ncı Ceza Dairesi 30.09.1997 tarih ve E. 1997/8573 sayılı kararında Sanığın kendi yerine diğer sanığı sınava sokması ve durumun cevapların bitirilmesinden önce anlaşılması şeklinde oluşan eylemin TCK’ nun 343/1. maddesinde yazılı suçu oluşturacağını belirtmiştir.

 

Maddeye göre doğum, evlenme, ölüm ve adli işlere ilişkin yalan açıklamalar ağırlaştırıcı sebep olarak sayılmıştır. Örneğin şahsın evli olmadığı halde evliymiş gibi gerçeğe aykırı beyanname tanzim ederek memura ibraz etmesi, nikahsız yaşadığı kadından doğan çocuğu nikahlı karısından doğmuş gibi muhtardan belge alarak nüfusa tescil ettirmesi eylemlerinde ağırlaştırıcı sebep gerçekleşmiş olmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 28.02.1972 tarih ve 72/113 nolu kararında ki; “sahte doğum kâğıdı düzenlettirmek, yalan beyanda bulunma suçunu değil, resmi evrakta sahtekârlık suçunu meydana getirir” cümlesi, 18.05.1981 tarih ve 81/189 nolu kararındaki a;“evlenme kaydı varmışçasına sahte evlenme ihbariyesi düzenleyip nüfus idaresine göndererek sicile işleten ve evlenme defterini ibraz edemeyen sanık muhtarın eylemi TCK.nun 237/2. maddesine değil, evlenme defterinin elde edilememiş olması nedeniyle TCK.nun 341. maddesine uyan sahtecilik suçunu oluşturur ” cümlesi bu konudaki Yargıtay İçtihatlerini göstermektedir.

 

ÖZEL EVRAKTA SAHTEKARLIK

 

Türk Ceza Kanununun 345 inci maddesi özel evrakta sahtekarlık suçlarını düzenlemiştir. “ bir kimse tamamen veya kimsen sahte olarak hususi evrak ve senedat tanzim eder yahut sahih olarak tanzim olunmuş bir varaka veya senedin yazılarını tağyir eylerse bundan umumi veya hususi bir mazarrat tevellüt edebildiği ve böyle sahte veya muharref bir varaka veya senedi fail yahut bilerek başkası kullandığı takdirde bir seneden üç seneye kadar hapis cezasına mahkum olur”.

Söz konusu maddede;

- kısmen veya tamamen sahte bir özel evrak düzenlemek veya düzenlenmiş gerçek bir evrakı değiştirmek

- sahte veya değiştirilmiş evrakı kullanmak suçun icra hareketlerini oluşturmaktadır.

     6. Ceza Dairesi 9.5.1984 tarih ve 84/03849 nolu kararında ki“ özel bir bankaca paranın ödendiğini belirtmek üzere emekli maaş çeklerine ek olarak düzenlenen taklit imzalı belgelerin özel evrak niteliğinde olduğu gözetilerek TCK. nun 345 ve 80. maddeleriyle uygulama yapılması gerekirken 342/1. maddesinin uygulanması doğru değildir” cümleleri, 17.12.1996 tarih ve 96/13190 nolu kararında ki “sanığın; taksitle ansiklopedi alırken, satan şirketle yaptığı satış sözleşmesine müştekiyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak gösterip, imzasını da atması eylemi, TCK.nun 345. maddesinde yazılı suçu oluşturur” cümleleri TCK 345’ te tanımlanmış olan özel evrakta sahtekarlık suçu ile ilgili içtihatleri göstermektedr.

 

Kasden işlenebilen özel evrakta sahtekarlık suçunun tamamlanması için tümüyle sahte bir evrakı düzenlemek veya düzenlenmiş bir evrakı değiştirmek yeterli olmayıp bu evrakın kullanılması gerekmektedir.

Bu konuda da Yargıtay’ ın içtihatleri bulunmaktadır. Nitekim, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.11.1976 tarihli ve 76/6828 nolu Kararında ki "özel belgede sahtecilik eylemleri anî suçlardan olup, sahte belgenin kullanılmasıyla oluşarak tamamlanır. olayda, kambiyo satış primi ve kur farkının takside bağlanmış olması, sahte belgenin son taksit süresine kadar kullanıldığı anlamına gelmez. o tarihe kadar yararlanma niteliğindedir. yararlanma ise, suçun temâdisi veya yeni bir kullanma olarak kabul edilemez” cümleleri, 23.06.1978 tarih ve 78/4454 nolu kararında ki “özel evrakta sahtekârlık suçunun oluşması için zararın oluşması şart olmayıp, zarar ihtimalinin bulunması yeterlidir. senedin mahkemeye verilmek suretiyle kullanılmasıyla sahtecilik suçu oluşturur” cümleleri, 16.02.1989 tarih ve 89/01402 nolu kararında ki “ özel belgede sahtecilik suçu, kullanmakla oluşacağından sanığın üzerinde tahrifat yaptığı sözleşmesini, nerede ve ne zaman, ne şekilde kullandığı açıklanıp, tartışılmalıdır Sanığa verilen on ay hapis cezasının, 647 sayılı yasada 3506 sayılı yasa ile değiştirilen 3 ve 4. maddeler karşısında yeniden değerlendirilmesi zorunludur” cümleleri, 5.2.1987 tarih ve 87/00993 nolu kakarındaki “senette tanzim tarihi bulunmadığı takdirde sahte senet tanzimi eylemi TCK.nin 345 inci maddesine uygun suçu oluşturur. Bu durumda da suç, senedi kullanmakla oluşur” cümlesini, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 8.11.1982 tarih ve 82/00409 nolu kararında “TCK.nun 345 inci maddesi ile karar verilebilmesi için özel evrakta sahtekârlık yapması yeterli değildir. suçun oluşması için sahte evrakın bizzat sahtekâr veya bilerek başkası tarafından kullanılmış olması da gerekir. Bunun için sahtekârlığın kim tarafından yapıldığı ve sahte olarak düzenlenen üye kayıt fişlerinin kimler tarafından kullanıldığının ve bölge çalışma müdürlüğüne hangi şahıs tarafından ibraz edildiğinin soruşturulması ve belirlenmesinde zorunluluk vardır” cümlelerini bu konuda örnek göstermek mümkündür.

Burada da yapılan eylemin hukuksal sonuç doğuracak kadar önemli olması gerekmektedir. Nitekim; 6. Ceza Dairesi 05.04.1985 tarih ve 85/2850 nolu kararında “özel belge hükmündeki senedin vade tarihini değiştirme eylemini sonuç doğurucu hukuksal bir değer taşımadığı gözetilmeden sahtecilik suçundan hüküm verilmesi doğru değildir” cümlesine ve 03.11.1988 tarih ve 88/11805 nolu kararında “mahalle muhtarlarının senet onaylama yetkileri bulunmadığından; onay, belgenin hukuksal yapısını ve gücünü etkileyecek bir öğe oluşturmaz. bu durumda, eylemin ne şekilde sahtecilik suçuna özgü yasal gerekçe ile açıklanmadan hükümlülük kararı verilmesi yasal değildir” cümlelerine yer vererek eylem ile hukuksal sonuç arasındaki bağın, suçun oluşmasında ki yerine dikkat çekmiştir.

Ceza Kanunumuzun 346 ncı maddesinde ise sahte belge kullanmak ta cezalandırılmıştır. Söz konusu maddeye göre eğer bir kimse iştiraki olmaksızın sahte bir varakayı bilerek kullanır veya onunla menfaat temin ederse eğer evrak resmi evraksa 342 nci maddeye göre, özel evraksa 345 inci maddeye göre ceza verilmektedir.

Ceza Kanunumuz, bütün sahtekarlık suçlarında ortak bir hafifletici sebep öngörmüştür. Eğer sahtekarlık, şahsın kendisi veya başkasının gerçek bir hakkını sabit kılmak amacıyla yapılmışsa indirim sebebi sayılmaktadır.

 

YARARLANILAN ESERLER

1.   Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, 4. baskı, Ankara 2002

2.   Yargıtay İctihatleri : http//www.basarm.com.tr

3.   Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Özel Hukuku Basılmamış Ders Notları