Kapat (x)

Değerli Yazarlarımız ve Ziyaretçilerimiz,

Ocak 1998 yılından bu yana Türkiye' nin İLK Hakemli İnternet Dergisi olan Mevzuat Dergisi yıllardır sayısız akademik araştırmaya ve makaleye yer vererek Türkiye' de bilimin gelişmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Takipçilerinin de bildiği gibi Mevzuat Dergisi bir süredir gayrifaal duruma düşmüş olup son sayısını Haziran 2013 tarihinde çıkartmıştır. Başar Mevzuat olarak yol açmış olduğumuz elektronik yayıncılık günümüzde ülkemizde önemli noktalara gelmiş olup Mevzuat Dergisi bu yönden misyonunu tamamlamıştır.

Mevzuat Dergisi 31.10.2017 tarihine kadar sadece dergi yazarlarımızın yazdıkları makalelerine erişebilmesi ve gerekli yedeklerini alabilmesi amacıyla yayında kalacak olup bu tarihten sonra yayın hayatını sonlandıracaktır.

Bu gune kadar bize gostermis oldugunuz ilgi icin tesekkur ederiz.

Mevzuat Dergisi - Iletisim: info@mevzuatdergisi.com

   YIL: 7
SAYI: 76
NİSAN 2004
 

önceki

yazdır

 

Ali Naci KARABULUT[1]

 

 

KÜRESELLEŞMENİN TİCARİ HAYAT ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ


ÖZET

Küreselleşme akımı ülkeler arasındaki ticari duvarları kaldırmış ve uluslararası faaliyet gösteren işletmeleri yeni stratejiler uygulamaya itmiştir. Bunun sonucu olarak dünya ticareti farklı boyutlar kazanmıştır. Bu makalenin amacı da küreselleşme ve çok uluslu işletmelerin etkileşimini ve ayrıca küreselleşmenin dünya ticareti üzerindeki etkilerini ortaya koyabilmektir.

 

Küreselleşmenin oluşumunda çok uluslu işletmelerin etkisi, küreselleşme sürecinin temel özellikleri, küreselleşmenin dünya çalışma hayatını etkileyen temel faktörleri ve çok uluslu işletmelere sağladığı faydalar ayrı ayrı incelenmiştir ve küreselleşmenin ticari hayatta faydalar sağladığı kadar tehditler de oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

 

GİRİŞ

 

Temelinde yoğun teknolojik atılımların ve iletişimin bulunduğu ve sosyo-ekonomik yapıyı halen etkisi altında bulunduran küreselleşme, günümüzde ekonomiden işletmeciliğe ve toplum bilimine kadar birçok bilim dalında kullanılan bir kavram halinle gelmiştir. Buna bağlı olarak; küresel pazar, küresel strateji, küresel şirket, küresel ürün, küresel yönetici, küresel işgücü, küresel rekabet, küresel kültür vb. kavramlar bugün toplumda sıkça kullanılmaktadır.

 

Küresel strateji kavramı da, farklı ulusal veya coğrafi pazarlar arasında ortak paydaların tespit edilmesi ve bu ortak paydada birleşen tüm kitleler için ortak stratejilerin uygulanması olarak tanımlanabilir. Bu yönüyle ülkesel pazarlar arasındaki duvarları kaldıran küreselleşme , farklı uluslara mensup bir çok işletmeyi ortak bir pazarda karşı karşıya getirdiği için, işletmeler açısından büyük tehdit ve fırsatlar yaratabilecek bir durumdur.

 

İşletmeler varlıklarını ve karlılıklarını sürdürebilmek için uzun dönemde mutlaka büyümelidirler. Bu yüzden de faaliyet gösterdikleri sektörleri çok iyi seçmek ve takip etmek zorundadırlar. Dolayısıyla, her sektör, her şirket için küresel stratejileri uygulayabileceği özellikleri taşımaz.

 

Buna bağlı olarak da her sektör küresel sektör olamaz. Küresel bir sektör, büyük coğrafi veya ulusal pazarlardaki rakiplerin stratejik konumlarının, genel küresel konumlarından temel bir biçimde etkilendiği sektördür. Temelde bir sektörün küresel bir sektör haline gelmesinin nedeni, eşgüdümlü olarak rekabet eden bir firma açısından, bir çok ulusal pazarda ekonomik veya diğer avantajlar bulunmasıdır.

 

Az önce de değinildiği gibi; küreselleşme ve küresel yöneticiler terimleri, uluslararası faaliyet göstermede karşımıza çıkan popüler deyimlerdir. Bunlar dünya çapında faaliyet gösterme çabalarına ilişkin olarak ortaya çıkan evrensel ilgiyi göstermektedir. Fakat bu terimler, uluslararası faaliyetlerle aynı anlama gelmemektedirler. Günümüzde olağan üstü sayıda şirket, uluslararası ticaret ve yatırım yapmakta fakat nispeten bir kaçı küresel girişimler olmaktadır. Ayrım önemlidir – şirketler, yüzyıllardan beri uluslararası ticaret yapsalar da gerçek küreselleşmeye doğru geçiş, daha çok yeni bir olgudur.

 

İşletmelerin pazar pozisyonu tercihlerini küreselleştirerek küresel bir ilişki ağı geliştirmelerine yol açan faktörler şunlar olmaktadır:

a-Makro – Ekonomik Faktörler:

Ülkeler arasındaki önemli verimlilik farkları; özellikle gelişen ekonomilerde devam eden döviz kuru dalgalanmaları, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında hızla artan boşluk, ülkeler arasında hızlanan teknoloji transferi ve 2050 yılındaki dünya nüfusunun sekizde yedisinin yaşayacağı gelişen ekonomilerde ortaya çıkan hızlı nüfus artışı.

b-Politik Faktörler:

Ticareti teşvik eden bölgesel entegrasyonların artması, üretim faktörü olan girdilerin liberalizasyonu (sermayenin deregülasyonu, personel ve hammadde akışları), Özellikle bölgesel bloklarda entelektüel sermayenin korunmasına yönelik özenin artması. Gelişen pazarlarda, global ticareti teşvik etmek için üç bölümden oluşan uluslar üstü kurumların (Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası) artan müdahalesi.

c-Teknolojik Faktörler:

Hızla düşen işlem, iletişim ve taşıma maliyetleri; gelişen ekonomilerin teknolojik olarak sıçrama yapması, gelişen ekonomilere hızla transfer edilebilen bilgi – yoğun sektörlerdeki büyüme; global pazarda satılabilen yüksek riskli / maliyetli teknolojiler alanında işbirliği yapmak amacıyla teknoloji firmaları arasında mantar gibi çoğalan stratejik iş birlikleri.

d-Organizasyonel Faktörler:

Dokunulur kaynakların etkin yönetiminden, dokunulamaz aktiflerin etkin yönetimine doğru stratejik odakta ortaya çıkan değişiklik; ölçek ekonomilerinden alan ekonomilerine ortaya çıkan değişim, organizasyon yönetiminde global bir akıl setinin geliştirilmesi.

Küreselleşme kavramı ile çok uluslu işletmeler arasında çok sıkı bir bağlantı vardır. Çok uluslu işletmeler, küreselleşme kavramının oluşumunda çok büyük pay sahibidir. Ayrıca küreselleşme olgusunun da çok uluslu işletmeler üzerinde çok büyük etkileri olmuştur.

I. Küresel Ekonomilerin Oluşumunda Çokuluslu Şirketlerin Etkisi

 

Modern anlamda küreselleşmeyi doğuran etmenlerden başta geleni, çok uluslu şirketlerdir. Çok uluslu şirketlerin gelişimi ile ulusal ölçek hesaplamaları yerini uluslararası ölçek hesaplamalarına bırakmıştır. Çokuluslu şirketlerin gelişim sürecinde, sadece gelişmiş ülkelere bir yayılım ile karşılaşılmamış, aynı zamanda gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru da bir yabancı sermaye girişi ve bu yabancı sermayenin de çokuluslu karakteri yüksek düzeyde olmuştur. Özellikle 1960-1980 zaman aralığında, gelişmekte olan ülkelerin, uyguladıkları sanayileşme politikalarıyla birlikte, çok uluslu şirket olarak tanımlanabilecek bu yabancı sermayeyi çekebilmek için önemi mevzuat düzenlemelerine yöneldikleri görülmüştür.

 

Bu ülkelerin yabancı sermaye olarak çok uluslu şirketlere dönük çağrılarının (teşviklerinin; örneğin koruma da bir bakıma bu şirketler için bu ülkelere yönelişte bir teşvik anlamına gelmiştir) nedenleri arasında, kuşkusuz kaynak kıtlığı sorununun varlığında, bu ülkelerin ekonomik büyümelerini hızlandırabilme arzusu önemli bir belirleyici olmuştur. Bir bakıma, bu ülkeler çokuluslu şirketler yatırımlarına teşvikler vererek kaynak açıklarını karşılamayı da hedeflemişlerdir. Yine gelişmekte olan bu ekonomiler, çokuluslu şirketler yatırımları ile istihdam ve de ayrıca, döviz temini için ihracat sorununu da çözebilmeyi hedeflemişlerdir. Özellikle ödemeler dengesinde dış ticaret dengesizliği sorunları çeken bu ekonomilerde, bir yanda çokuluslu yabancı sermaye girişi sayesinde ödemeler dengesinde döviz pozisyonunda bir rahatlama sağlanması; diğer tarafta bu yabancı sermayenin üretime geçmesi ile birlikte, daha önce ithal edilen malları yerli üretim faktörlerini de kullanarak üretir hale geldiğinde, ithalat yerine, üretir ve hatta ihraç eder hale gelmeleri beklenmiştir.

 

Aslında tarihsel süreçte tabii ki, bugünün çokuluslu şirketleri büyük ölçüde önce ulusal bir şirket konumunda olmuşlar ve zaman içerisinde çok uluslu şirket konumuna ulaşmışlardır. Bu kuruluşlar birden fazla ülkede üretim-satış gerçekleştiren kuruluş olma özelliklerini zaman içerisinde artırırlarken; bu noktada, artık bu firmalar, çok-ülkeli, çok-uluslu firma konumuna geçmişlerdir. Bu firmalar üretim, pazarlama planlarını yaparken, sadece kaynak ülkeleri bağlamında değil, üretimde bulundukları ve pazarlama gerçekleştirdikleri ülkeler bağlamında bütçe ve planlama yapar hale gelmişlerdir.

 

 Bir tarih vermek gerekirse, denilebilir ki, çokuluslu bu şirketler için 1960’lar başlangıç yılları ise, 1970’ler dönüşümün gerçekleştiği ikinci zaman aralığıdır. Gerçekten de çokuluslu şirketlerin 1970 sonrasında gelişimleri baş döndürücü olmuştur. Örneğin A.B.D. kökenli çokuluslu şirketlere ait A.B.D. dışındaki yavru şirketlerinin satışları itibariyle değerlendirildiğinde, bu gelişim rahatlıkla görülebilir. Petrol şokunun yarattığı fiyat artışları arındırıldığında, çokuluslu şirketlerin 1970’lerde ortaya koydukları ciro artışı bu şirketlerin ön plana geçişini de anlatmıştır.

 

Yukarıda da belirtildiği üzere, çokuluslu işletme girişimciliği modern küreselleşmenin oluşumunda önemli ve temel bir yere sahiptir. Ancak modern küreselleşmeyi tek başına çokuluslu işletme girişimciliğine bağlamak da yetersizdir. Keza, küreselleşmenin oluşumunda teknolojik faktörlerin de büyük payı vardır. Özellikle, burada 1970’lerin sonuna doğru, ortaya konan yüksek oranlı araştırma ve geliştirme etkinliğinin bir sonucu olarak, bilgisayarlarda işlemcilerin kullanılabilir hale gelmesi üzerinde durmak gerekir. Çünkü üretimi yeniden organize etme ve biçimlendirme ve toplumsal ve ekonomik dönüşümü gerçekleştirme noktasında, 1980-2000 zaman aralığında "bir araç olarak" bilgisayarın yadsınamaz bir etkinliği olmuştur. Aslında bilgisayarların ekonomik hayatta sunduğu imkanlar sadece bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Örneğin 1800’lerin küreselleşme sürecinde, sermaye hareketleri reel bir mal konumunda olan  altına dayalı iken, günümüz dünyasının küreselleşme sürecinde ise bilgisayar ve bilgisayara dayalı diğer donanımlar sayesinde, doğrudan doğruya “elektronik kaydi para”ya ve bunların nominal değişim hareketlerine dayalı hale gelmiştir.

 

II.  Küreselleşme Sürecinin Temel Özellikleri

1.       Tüketici davranışlarının giderek daha dinamik bir sürece girmesi ve buna bağlı olarak daha homojen bir yapının oluşması.

2. Üretim faktörlerinin dünya ölçeğinde değerlendirilmesi ve üretim, dağıtım ve tüketime sunulması.

3.      Ticari faaliyetlerin, dünya ölçeğindeki çeşitli kural ve standartlarla yapılması.

4.      Sürecin en önemli unsurlarından olan işletmeler arası ilişkilerin gelişmesi.

5.      Dünyada mal ve hizmet üretimine ilişkin olarak, üretim faaliyetlerinin coğrafi olarak dağılmış olması.

6.   Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının gelişmiş olması.

7.      İşletmelerden başlayarak, bütün ekonomik aktörlerde uluslar üstü bir boyutta, ortak dünya ekonomik stratejisi esasına dayalı bir planlamaya gidilmesi.

8. Üretime katılan faktörlerin birbirleriyle dünya bazında sıkı bir bütünleşmeye girmeleri sonucu, ekonomik, teknolojik ve hatta hukuki bakımlardan tek bir alan bütünlüğüne sahip olmaları.

9.      İşletmeler ve devletler arasında yeni bir iletişimin ortaya çıkması.

10.  İşletmelerin organizasyon yapılarının gelişmeler paralelinde yeniden yapılanması.

11.  İşletme yönetimi anlayışı ve yönetici profilinin değişmesi.

III. Küreselleşmenin Dünya Çalışma Hayatını Etkileyen Temel Faktörleri

Dünyada ve özellikle sanayileşmiş ülkelerde çalışma hayatı, iki temel olgunun etkisi altında bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, siyasal sınırlarla ekonomik sınırların birbirinden ayrılması ve ekonomik sınırların giderek ortadan kaybolması şeklinde tanımlanan küreselleşme olgusudur.

Bugün artık sadece malların değil, mallar yanında çok çeşitli hizmetlerin ve sermayenin de ülkeler arasında serbest dolaşımı söz konusudur. 1986-1994 yılları arasında cereyan eden son GATT Round’u olan Uruguay Round’u sonunda imzalanan çok sayıda anlaşmayla dünyada gümrük tarifelerinin önemi iyice azaltılmış ve tarife dışı engellerin de belli takvimler içinde tarifeye dönüştürülmesi amaçlanmıştır.

Son çeyrek yüzyıl içerisinde meydana gelen hızlı teknolojik gelişmeler, dünyadaki ekonomilerin bütünleşmesine, diğer bir ifade ile, tek pazar haline gelmesine neden olmuştur. Küreselleşme olarak adlandırılan bu değişim, ürün ve faktör piyasalarının liberalleşerek bütünleşmesi sonucunu doğurmuş ve makro düzeyde, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin dış ticaret politikaları ile mali politikalarını ileri derecede bağımlı hale getiren süreci başlatmıştır.

Ticari ve finansal ilişkilerin gelişmesi küreselleşmeye hız kazandırdığı gibi beraberinde, benzer özelliklere sahip olan aynı coğrafi bölgedeki ülkeleri, güçlerini birleştirici yoğun ilişkiler içerisine de itmektedir. Bölgesel entegrasyon hareketleri, geniş çaplı bir serbest ticari ve finansal bütünleşme ortamına geçişin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Bloklaşmalar arttıkça bloklar içi ilişkilerin önemi artmakta, bloklar arası ilişkiler ve blok dışı üçüncü ülkelerle olan ilişkiler ikinci plana itilmektedir.

Küreselleşme ve bölgesel bütünleşmeler, yoğun bir biçimde ihraç ekonomilerini gündeme getirmekte, böyle bir yapı temel stratejik faktör olarak rekabet gücünü ön plana çıkarmaktadır.

Tüm bu gelişmeler çerçevesinde, bir ülkenin refah seviyesini yükseltebilmesi ve ekonomik büyümesini artırabilmesi, tümüyle o ülkenin rekabet gücünü artırabilmesine bağlı olmaktadır. Yani yaşadığımız yüzyıl içinde giderek önem kazanan kavramların başında ‘’küreselleşme ve rekabet gücü’’ gelmektedir.

Küreselleşme ve teknoloji dramatik bir biçimde endüstrilerin yapılarını ve bu endüstrilerde rekabet eden firmaların stratejileri etkiliyor. Ve bu firmaların yeni yaratıcı stratejilerinin desteklenmesi için organizasyonel formlar gerekiyor.  

Küreselleşme ve teknolojik yenilikler sayesinde mamul geliştirme süreci büyük ölçüde kısalmıştır. Ürün geliştirme yerini büyük ölçüde öz ürün geliştirmeye bırakmıştır. Bu da kendinden başka pek çok ürüne girdi sağlayabilecek ara mamul ya da teknolojiler anlamına gelmektedir.

IV. Küreselleşmenin Çok Uluslu İşletmelere Sağladığı Faydalar

Küreselleşme çok uluslu işletmelere temel olarak beş yönde fayda sağlamıştır:

A. Sürat : Küreselleşme ile ülkesel pazarlar arasındaki duvarların kalkması,  işletmelere büyük sürat kazandırmıştır. Küreselleşme sayesinde çok uluslu işletmeler sürekli farklı mamullerle farklı pazarlara girme şansına sahip olmuşlardır. 

B. Maliyetleri Düşürme : Pazarlar arasındaki duvarların kalkması, işletmelere maliyetleri düşürme yönünden de büyük faydalar sağlamıştır. Küreselleşmeden sonra işletmeler standartlarına uygun en düşük maliyetli girdiyi, dünyanın neresinde olursa olsun, elde etme şansına sahip olmuşlardır.

Küreselleşme ayrıca dağıtım maliyetlerinin de düşmesini sağlamıştır. Artık işletmeler dağıtım ve üretim maliyetlerinin minimum olduğu  noktalarda üretim yapmaktadırlar.

C. Standardizasyon : Küreselleşme değişik ülkesel pazarlar içinde, ortak paydada birleşen tüketiciler tespit ederek, bu kesimlere yönelik standart ürünler ve hizmetler üretilmesini sağlamıştır. Bu da çok uluslu işletmeleri, her ülkesel pazar içerisinde farklı kitlelere ve farklı ihtiyaçlara cevap verme zorunluluğundan kurtarmıştır. Örneğin üst gelir seviyesindeki genç tüketicileri hedef kitle olarak seçen çok uluslu bir işletme, onların ortak ihtiyaçlarına, zevk ve tercihlerine  yönelik mal ve hizmet üretimi yapabilme şansına sahiptir. Bu şekilde hedef kitlesini bazı ortak özelliklerine göre standardize etmiş olacak ve bu tanıma uyan herkes için geçerli olacak ortak hizmetler sunabilecektir.

D. Faaliyetleri Dağıtma : İşletmeler, yerel avantajlara göre çeşitli faaliyetlerini, çeşitli coğrafi bölgelere dağıtılabilme şansı elde etmişlerdir.

 

Küreselleşmeden sonra çok uluslu işletmeler, girdilerini  herhangi bir ülkeden alma, üretimlerini başka bir ülkede yapma, ürünlerini başka yerlerde satma ve tüm bu fonksiyonların yönetimlerini de başka bir ülkeden yapma şansını elde etmişlerdir.

Fakat bu dağılımın koordine edilebilmesi ve sorun yaratmadan işleyebilmesi için eşgüdüm ve entegrasyon gereklidir.

 

E. Merkezileşme : Merkezileşme, az önce bahsedilen faaliyetleri dağıtma eyleminin sağlıklı işleyebilmesi  için gerekli olan eşgüdümü sağlar. Gelişen teknoloji sayesinde artık yönetim tek merkezden yapılabilmektedir.

 

İşletme faaliyetleri açısından pek çok ülkeyi kapsayan bir coğrafyaya yayılmış olsa bile; bilgisayar, video konferans, internet, vb. teknolojiler yönetimin tek bir genel merkezden yapılabilmesini sağlamaktadır.

 

SONUÇ

Küreselleşme olarak tanımlanan ve dünyadaki tüm ekonomilerin bütünleşmesine, diğer bir ifade ile tek pazar haline gelmesine neden olan olgu, günümüz ticari hayatına yön veren kuşkusuz en önemli faktördür.

Artık hiçbir sektörde, hiçbir işletmenin bu olguyu göz ardı etme veya karşı koyma lüksü bulunmamaktadır. Dolayısıyla varlıklarını sürdürmek isteyen işletmeler, küreselleşme olgusuna iyi adapte olmak, aynı zamanda küreselleşmenin doğurduğu fırsat ve tehditlere karşı da sürekli duyarlı olmak zorundadırlar.

IV. bölümde küreselleşmenin çok uluslu işletmelere sağladığı faydalardan söz edilmiştir. Bu yönüyle bakıldığında küreselleşme, çok uluslu işletmelerin işlerini çok kolaylaştıran ve onlara sınırsız özgürlükler sağlayan bir kavram olarak görülebilir. Ancak küreselleşme bu özgürlükler açısından her işletmeye eşit davranır. Yani bir işletmeye sağladığı faydaların tümünü o işletmenin rakiplerine de sağlayarak çok çetin bir rekabet ortamı doğurur. Bu rekabet ortamında yanlış stratejiler izleyen veya çevresindeki anlık değişimlere duyarsız kalan işletmeler ise yok olmaktan asla kurtulamazlar.

Küreselleşmenin çok uluslu işletmelere sağladığı faydalara başka bir yönden bakıldığında; küreselleşme, küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri, çok uluslu ve dev işletmelere karşı çaresiz bırakmaktadır. Tabii ki bu görüş de tam anlamı ile geçerli bir görüş değildir. Küreselleşmenin büyük çaplı işletmelere avantajlar sağladığı bir gerçektir. Ancak küçük ve orta büyüklükteki işletmeler, hızları ve bölgesel avantajları itibariyle büyük çaplı işletmelerin giremediği pek çok alanda varlıklarını sürdürebilme şanslarına sahiplerdir. Yani büyük işletmeleri dev transatlantiklere ve KOBİ’ leri de irili ufaklı teknelere benzetecek olursak; KOBİ’ler elbette ki kıtalar arası sularda dev işletmelerle rekabet edemeyeceklerdir fakat transatlantiklerin giremeyeceği pek çok denizde kendilerine her zaman iş alanı bulacaklardır. Hatta doğru stratejiler izledikleri ve akıllı yatırımlar yaptıkları sürece pek çok büyük işletmeden daha yüksek kar marjları ile çalışma şansına sahip olacaklardır.

Sonuç olarak küreselleşme dünya ticaretinde rekabeti büyük ölçüde arttırmış ve sürekli değişimi zorunlu kılmıştır. Buna karşılık üretici ve tüketici açısından sağladığı faydaları da göz ardı edilmemelidir. Daha önce de bahsedildiği gibi, işletmelerin küresel pazarda rekabet edebilmeleri ve varlıklarını sürdürebilmeleri, küreselleşmeye ne kadar adapte olabildiklerine, üstün yönlerini ne derece kullanabildiklerine ve rekabet güçlerini ne derece geliştirebildiklerine bağlıdır. Kuşkusuz bunu yaparlarken küreselleşmenin sağladığı faydaları ve tehditleri kendileri ile iyi ilişkilendirmeleri gerekmektedir.

 

KAYNAKÇA

 

BRADLEY S. P. , HAUSMAN J. A. , NOLAN R. L. , Globalization, Technology and Competition, s.4

EKİN N., Küresel Bilgi Çağında Eğitim-Verimlilik-İstihdam, İstanbul Ticaret Odası Yayınları,1997 

HARVEY M.,. NOVICEVIC Milorad M., Journal Of World Business, 37, 2002, s.128

KARAHAN R. Sıtkı, Yüksek Lisans Dersi Notlarından, 2004

ÖZTÜRK Azim, Küreselleşen Dünyada Yöneticilik, 1998, s.29

PORTER Michael E., Rekabet Stratejisi, 2000, s. 345, 348

SÖZERİ Serdar, Küreselleşme ve Çok Uluslu Şirketler, 2003

YÜKSEL Nihat, Küreselleşme ve Toplu Pazarlıktaki Değişim, 1997, s.87, 88

 

 

 




[1] Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi