|
|
|||||
|
|
TÜRKİYE'DE KAMU KESİMİ BORÇLANMA GEREĞİNİN ARTIŞ NEDENLERİ
VE KAMU BORÇLARININ BOYUTLARI ÖZET
Bu çalışmada, Türkiye’de
kamu kesiminde
Anahtar Kelimeler: Kamu
kesimi borçlanma gereğinin artış nedenleri, kamu borçlanması,
Türkiye’de
ABSTRACT
In this study, the reasons of
the public sector debt requirement, which created fiscal deficits in the
public sector of the
Key Words: The Reasons
of increasing in The Public sector debt requirement, public debts, fiscal
balances in
GİRİŞ
Türkiye’de kamu kesimi
borçlanma gereğinde son 20 yıllık dönemde görülen hızlı artış makro ekonomik
istikrarsızlığın en önemli nedenlerinden biri olmuştur. Kamu kesimi borçlanma
gereğindeki artışın nedeni ise bu süreçte kamunun gelirlerinden daha
fazlasını harcamaya başlamasıdır. Türkiye’nin tümüyle sağlam kaynaklara
dayanan kamu maliyesine sahip olmaması nedeniyle hükümetler sıklıkla iç ve
dış borçlanmaya başvurmak zorunda kalmıştır. Zamanla borç dinamiklerinin
kötüleşmesi ve etkili bir borç yönetiminin oluşturulamaması ise, kamu
Bu gelişmelerle birlikte
Türkiye 2001 yılında olağanüstü kamu kesimi borçlanma gereği ile karşı
karşıya kalmıştır. İşte bu çalışmanın sorunsalı, Türkiye’de
1990’lı yıllardan itibaren çeşitli
Çalışma üç bölümden oluşturulmuştur. Birinci bölümde kamu kesimi genel dengesi içerisinde yer alan kamu kurumlarının finansman dengesinden hareket edilerek kamu kesimi borçlanma gereğinin nedenleri ortaya konulmuştur. İkinci bölümde bu açıklara bağlı olarak Türkiye’de 2000’li yılların başında artan kamu borçlarının miktarı ve yapısı incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise gerek kamu kesimi borçlanma gereğinin gerekse kamu borç stokunun azaltılmasına yönelik öneriler geliştirilmiştir. Konuların incelenmesi sırasında ise hem teorik hem de gelişmelere yönelik sayısal değerlendirmeler yapılmıştır.
1. TÜRKİYE’DE KAMU KESİMİ BORÇLANMA GEREĞİNİN NEDENLERİ
Kamu finansman dengesi, kamu kesiminin belli bir dönem (yıl) içindeki gelir ve gider dengesini ifade eder. Genellikle giderlerin gelirden fazla olması ve/veya gelirlerin toplanmasındaki gecikmelerden dolayı kamu kesiminin açık vermesi sözkonusu olmaktadır. Bu açıkların önemli boyutlara ulaşması veya kronik hale gelmesi günümüzde pek çok ülke için önemli bir sorun haline gelmiştir[i].
Ortaya çıkan kamu kesimi finansman açıkları, bu açığın finansmanı sorununu gündeme getirmektedir. Genellikle kamu açığın finansmanı için kullanılan kavram kamu kesimi borçlanma gereğidir (KKBG). Başka bir ifade ile KKBG, devletin kamu açığını ölçmeye yarayan bir kavramdır. Bunun adına borçlanma gereği denilmesinin nedeni ise açığın kapatılması için ne kadar borçlanmak gerektiğini ölçmeye yaramasıdır.
KKBG, büyüklükleri itibariyle maliye politikalarının hedeflerinin tespit edilmesinde ve uygulanacak politikaların tercih edilmesinde dikkate alınan oldukça büyük öneme sahip bir ekonomik göstergesidir. 2000’li yılların başında Türkiye ekonomisinin temel makro ekonomik sorunları arasında yer alan ve kamu borçlanmasının hızla artmasına yol açan KKBG, 1980’li yılların sonlarında itibaren genişleyerek artmıştır. 1990’lı yıllarda bu artış trendi devam etmiş ve nihayetinde 2000’li yılların başında büyük bir soruna dönüşmüştür.
Türkiye’de kamu kesimi; konsolide bütçe, Sosyal Güvenlik Kuruluşları, reel ve kamu kesiminde faaliyet gösteren Kamu İktisadi Teşebbüsleri, yerel yönetimler, bütçe dışı fonlar ve döner sermayeli kuruluşları[ii] kapsamaktadır. Bu alt gruplardan oluşan kamu kesiminin gelir ve harcamaları arasındaki fark kamu kesimi dengesini ortaya çıkarmaktadır. Kamu kesimi içinde yer alan bu unsurların bazı yıllarda önemli finansman açıkları vermesi KKBG’nin temel nedenini oluşturmaktadır.
Tablo 1, Türkiye’de
KKBG’nin 1991-2005 dönemindeki gelişimini ve kamu kesimi dengesi içinde
yer alan unsurların KKBG içindeki payını ortaya koymaktadır. Buna göre
Türkiye’de KKBG’nin bazı yıllar azalma eğilimi gösterse bile çoğu
zaman artış trendi sergilediği söylenebilir. Nitekim KKBG’nin
GSMH’ye oranı 1980’li yıllarda ortalama yüzde 3-5 arasında
seyrederken, 1991 yılında 10.1 seviyesine çıkmıştır. Ancak 1990’lı
yılların ortalarında uygulanan istikrar tedbirleri ve daraltıcı maliye
politikalarının etkisiyle ilgili
Tablo 1: Kamu Kesimi Borçlanma Gereğinin GSMH’ye Oranı
Kaynak: DPT Ekonomik ve Sosyal Göstergeler (1) Program (2) Tahmin Not: Tabloda eksi işaret fazla verildiği anlamındadır.
Türkiye’de
KKBG’nin en büyük kısmı konsolide bütçe açıklarından kaynaklanmaktadır.
Konsolide bütçe, genel bütçe ve katma bütçelerin toplamına eşittir; ancak
katma bütçeler, genel bütçeden katma bütçelere yapılan hazine yardımlarını da
içerdiğinden, bu toplamdan hazine yardımları düşülmektedir[iii]. Türkiye’de konsolide bütçe
açıklarının artmaya başlaması daha çok 1990’lı yılların ikinci
yarısında olmuştur. Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi konsolide bütçe açığının
GSMH’ye oranı 1991 yılında yüzde 5.3 seviyelerinde iken, bu oran 1996
yılında yüzde 8.3 seviyesine çıkmıştır. Ancak konsolide bütçe dengesindeki en
önemli artışlar 2000’li yıllarda olmuştur. Nihayetinde KKBG’nin
GSMH’ye oranı 2001 yılında yüzde 17.4 oranına ulaşarak büyük bir
KKBG’ye yol açan ikinci
unsur Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının yol açtığı açıklardır. Bilindiği gibi
Sosyal Güvenlik Kuruluşları, özünde bu dayanışma gereksiniminin ülke
ölçeğinde kurumsallaşmış halidir. İşlevi ve etkinliği açısından tutarlı ve
sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi bireylerin karşı karşıya
kaldıkları risklerde birbirine destek olabilme olanağını sağlamaktadır[iv]. Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının
kendilerine mahsus özel gelirleri bulunmaktadır. Ancak bu kuruluşların
gelirleri giderlerini karşılamaya yetmediğinde ortaya çıkan açık merkezi
hükümet bütçesinden yapılan transferlerle karşılanmaktadır. Türkiye’de
Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının
KKBG içerisinde payı olan üçüncü unsur KİT’lerin açıklarıdır. Bilindiği gibi, KİT’ler, ekonomik faaliyette bulunmak üzere devlet ya da başka bir kamu kuruluşu tarafından yalnız veya ortaklık yolu ile oluşturulan, sermayesinin tamamı veya çoğunluğu devlet veya diğer kamu kuruluşlarına ait bulunan, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde devlet tarafından denetlenen ve ürettikleri mal ve hizmetlerden yararlanabilmek için karşılık ödenmesi gereken iktisadi işletmelerdir[vii]. KİT’lerin finansman dengelerinin bozulmaya başlaması 1980’li yıllardan sonra olmuştur. 1990’lı yıllara gelindiğinde KİT’lerin bu finansman açıkları bazı yıllar GSMH’nin yüzde 3-4’üne ulaşmıştır. 1994 krizi sonrasında uygulamaya konulan politikalar sonucunda KİT’lerin finansman açığı azalmış, hatta bazı yıllar finansman fazlası verilmiştir. Ancak 1998 yılında sonra KİT’lerin finansman açığı tekrar artmaya başlamıştır. Nitekim KİT’lerin finansman açığı 1999 yılında GSMH’nin yüzde 2.3 civarında gerçekleşmiştir. 2002 ve 2005 yılları arasında ise KİT’ler tekrardan finansman fazlası vermeye başlamıştır[viii]. Ancak Sosyal Güvenlik Kuruluşları açıklarında olduğu gibi, KİT’lerin finansman açıklarının önemli bir kısmı konsolide bütçeden yapılan transferlerle karşılandığı için KİT’lerin açıkları KKBG içerisinde olduğundan düşük gözükmektedir. KİT’lerde bazı yıllar finansman açığının ortaya çıkmasının temel nedenleri arasında; 1980’li yıllarda Türk parasının değerinin sürekli artmış olması, dış ticarette koruma oranlarının düşürülmesi, ücret ve diğer işletme giderlerinde artışın yaşanması ve tarımsal ürün fiyatlarında meydana gelen yükselmeler gösterilmektedir[ix].
Kamu kesimi genel dengesi
içinde yer alan dördüncü unsur fonlardır. Fonlar, belirli veya birbirine
yakın amaçlar grubunun gerçekleştirilmesi için belirli kaynakların toplandığı
ve harcandığı, bütçe bağlantılı veya bütünüyle bütçe dışı kamusal nitelikli özel
hesaplar olarak tanımlanabilir[x]. Ülkemizde de özellikle
1980’li yıllarla birlikte her alanda hızla yaygınlaşan fon uygulamaları
kamu maliyesinin belirleyici bir unsuru haline dönüşmüş ve ayrı bir alt Kamu kesimi
genel dengesi içinde yer alan dördüncü unsur yerel yönetimlerdir. Yerel
yönetimler, kendi gelirleri ve harcamaları ile merkezi idarenin dışında
idarelerdir. Ancak yerel yönetimler, her geçen gün çeşitli sebeplerle hizmet
yelpazesi genişlemesine rağmen, yeterli Bu gelişmelerin dışında, bütçe açıklarının KKBG’nin sadece bir kısmını oluşturduğunu belirtmekte yarar vardır. Zira bu açıkların dışında başka kurum ve kuruluşların açıkları da hazineye yansımakta ve KKBG’nin daha büyük rakamlara ulaşmasına neden olmaktadır. Nitekim bu açıklara batık bankaların ortaya koydukları 40 milyar dolar zarar ile hazine garantisinden doğan borçlar, bütçe dışında takip edilen borç ana para geri ödemeleri, kur farklarından doğan zararlar ve yap-işlet-devret sözleşmelerinin gerektirdiği finansmanlar dahil edilmemiştir. Dolayısıyla bu rakamlar da KKBG’ye eklendiğinde KKBG’nin GSMH’ye oranı çok daha yüksek oranlara ulaşmaktadır[xiv].
Oysa Maastricht Kriterlerine göre bir ülkenin kamu kesimi açığının toplam kamu içindeki payının yüzde 3’ü geçmemesi gerekmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde kamu açıklarının 1990’lı yıllardaki ortalaması GSMH’nin yüzde 3-4’ü arasında seyretmektedir. Gelişmiş ülke ortalaması ise yüzde 2-3 arasında seyretmektedir[xv]. Türkiye’de bu oranın 2001 yılında yüzde 16.4’e ulaştığı göz önünde bulundurulduğunda KKBG’nin Türkiye’de bazı yıllar anormal derecede yüksek oranlara ulaştığı söylenebilir.
2. TÜRKİYE’DE KAMU BORÇLARININ BOYUTU
Türkiye’de KKBG’nin
yüksekliği toplam kamu borç stokunun olağanüstü düzeyde artmasına neden
olmuştur. 1990’lı yılların ortalarında ve 2000’li yılların
başında Türkiye’de yaşanan makro ekonomik istikrarsızlıklar ve
üstelenilen riskler sonucunda, kamu borç stoku hem miktar hem de kompozisyon
olarak değişmiştir. Nitekim Türkiye’de toplam borç stoku 1980 yılında
GSMH’nin yüzde 36’sı düzeyinde iken, bu
Öte yandan Türkiye’de oluşan KKBG, 1980’li yıllarda daha çok dış borçlanma ile finanse edilirken, 1990’lı yıllarda ve 2000’li yılların başında ağırlıklı olarak iç borçlanmayla karşılanmıştır. Bunun sonucunda bu yıllarda iç borçlanmasın GSMH’ye oranı yüzde 70’lerin üzerine çıkmıştır. Dış borç stokunun GSMH’ye oranı ise 2001 yılında GSMH’nin yüzde 80’ine ulaşmıştır. Üstelik yaşanan ekonomik istikrarsızlık ve artan kamu borç stoku nedeniyle Türkiye net dış borç ödeyicisi durumuna gelmiştir.
Çalışmanın bu bölümünde kamu borç stokunun son yıllardaki gelişimi ve değerlendirilmesi yapılacaktır. Bu bağlamda öncelikle Türkiye’nin iç ve dış borç stoku ve yapısı ele alınacak, daha sonra ise Türkiye’nin toplam kamu borç stoku ve borç servisinin yükü incelenecektir.
2.1. İç Borçların Gelişimi ve Yapısı
İç borçlanma, iç piyasadan alınan veya ülke vatandaşlarından gerçekleştirilen borçlanmadır. İç borçlanmanın kaynakları bireysel ve kurumsal tasarruflardan oluşmaktadır. İç borçlanma araçları ise tahvil, bono, konsolide borçlar[xvi] ve avanslardan oluşmaktadır. 1995 yılından itibaren konsolide borçlar ve avanslar ortadan kaldırıldığı için tahvil ve bonolar temel borçlanma senetleri olarak kullanılmaktadır.
Günümüzde bir çok devlet gibi Türkiye’de borçlanmayı önemli bir ekonomi politikası aracı olarak kullanmaktadır. Duruma bu yönüyle bakıldığında iç borçlanmanın iki temel nedeni vardır. Bunlardan birincisi, kamu kesimi finansman açıklarını kapatmak, diğeri ise borçlanmayı makro ekonomik politikalar için bir araç olarak kullanmaktır. Türkiye için birinci nedenin belirgin şekilde çok daha ağırlıklı olduğu söylenebilir[xvii]. Ancak bu amaç için daha çok kullanılan iç borçlanma zamanla ekonomide kaynak kullanıcılarını ve kullanımlarını da değiştirmektedir. Bu yüzden iç borçların sadece miktarı değil¸ uygulanan faizler, vade yapısı, alacaklılar kim olduğu ve konsolide bütçe içindeki payı da önem arzetmektedir.
2.1.1. İç Borç Stoku
Türkiye’de kamu bütçelerinde özellikle 1980’lı yılların sonunda sürekli bütçe açıkları yaşanmış, ortaya çıkan açıklar borçlanmayla, özellikle de iç borçlanma yoluyla kapatılmaya çalışılmıştır. Bu olgu özellikle 1990’lı yıllarda hız kazanmıştır.
Tablo 2, 1991-2005 döneminde Türkiye’de iç borçların TL/YTL olarak miktarı ve GSMH’ye oranını göstermektedir. Buna göre Türkiye’de 1990 sonrası dönemde iç borç stokunun miktarında ve GSMH’ye oranında sürekli artış yaşanmıştır. Nitekim iç borç stokunun GSMH’ye oranı 1991 yılında yüzde 6.8’si iken, 2001 yılında yüzde 69.2’ye yükselmiştir. Son dört yıl ise bu oranlar yüzde 50.3- 54.5 arasında seyretmiştir.
Tablo 2: Türkiye’de İç Borç Stokunun Miktarı ve GSMH’ye Oranı
Kaynak: DPT Ekonomik ve Sosyal Göstergeler ve Hazine Müsteşarlığı Borç İstatistikleri (1) Kasım Ayı, Geçici
Tablo 2: Türkiye’de İç Borç Stokunun Miktarı ve GSMH’ye Oranı
|