YIL: 12

SAYI: 140

AĞUSTOS  2009

 

 

önceki

yazdır

 

 

 Arş.Gör. Sinem Yapar SAÇIK

 

                                                                                                   

  

1980-2006 DÖNEMİNDE TÜRKİYE’NİN DIŞ TİCARET POLİTİKALARI VE PERFORMANSI


 Özet

1980’den sonra uygulanan dışa açık politikalarla büyüme modelinde dış ticaret sektörü lokomotif görevi üstlenmiştir. Bu tarihten itibaren dış ticaretimizi belirleyen unsurlar da 1980 öncesine göre oldukça farklılaşmıştır. 1980-2006 dönemi bazında Türkiye’de dış ticaret politikalarının ve performansının incelendiği bu çalışmada, 1980 sonrası dış ticaret rakamlarında ve dış ticaret yapısında ortaya çıkan değişim dikkat çekicidir.

Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret Politikaları, Gümrük Birliği, Dünya Ticaret Örgütü, Dış Ticaretle İlgili Veriler

 

Trade Policy of Turkey and Its Performance Between 1980-2006

 

Abstract

Trade sector has become leading sector in economic growth since 1980, the year in which Turkey’s economic policy shifted to free trade oriented growth policy. Compared to before 1980 period, patterns of Turkey’s trade changed much in the free trade period. In this paper, Turkey’s trade policies and their performance between 1980 and 2006 are investigated. The change in trade statistics and structure of trade post 1980 era is noticeable result of this work.

Keywords: Foreign Trade Policy, Customs Union, World Trade Organization, Foreign Trade data

 

 

GİRİŞ

1970’li yıllarda özellikle dış etkilerden kaynaklı olarak yaşanan ekonomik ve sosyal bunalım, 24 Ocak 1980’de bir dizi ekonomik kararların alınmasına neden olmuştur. 24 Ocak Kararları ile yaşanan dönüşüm günümüzün ekonomi politikalarını ve dolayısıyla makro ekonomik göstergelerimizi de şekillendirmektedir. Dış ticaret rejiminin liberalleştirilmesi 1983 yılından sonra artan bir hızla sürdürülmüş ve bu ticari liberalizasyon süreci 1989’da gerçekleştirilen finansal liberalizasyon ile desteklenmiştir. 1990’lı yıllarda dış ticaret politikalarımızı şekillendiren unsurlar, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’nü kuran Uruguay Round Nihai Senedi’ne 1995 yılında taraf olunması ve 1996 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Birliği (GB) Anlaşması’dır. 2000’li yıllarda ise dış ticaret, uygulanan kur politikaları ve dünya ekonomisinde yaşanan olaylar ekseninde şekillenmektedir. Çalışmada ilk olarak bu süreç ayrıntılandırılacak, ikinci olarak tüm bu etkenler sonucu gerçekleşen makro ekonomik veriler eşliğinde dış ticaret performansımız incelenecektir. Sonuç bölümünde ise 1980-2006 dönemi bazında bu ilişki değerlendirilecektir.

 

1980-2006 Dönemi Türkiye’sinin Dış Ticaretine Genel Bakış

1977 yılına kadar kısa vadeli kredilerle ertelenen krizin atlatılması için uygulanan 1978 ve 1979 tarihli ve IMF destekli istikrar programları yetersiz kalmış, siyasal istikrarsızlık, iç tutarlılıktan yoksun anti-kriz önlemleri ve dış kredilerdeki yetersizlik nedenleriyle (Başkaya,2005:187-188) bunalım önlenememiştir. Bunun üzerine o döneme kadar uygulanan Keynesyen politikalar terk edilerek, dönemin dünya konjonktürüne de uygun olarak, Neo-liberal politikalar benimsenmiş ve bunu belgeler nitelikte yeni bir istikrar programı 24 Ocak 1980 tarihinde uygulamaya konmuştur. 24 Ocak 1980 Kararları ile başlayan dışa açılma sürecinin lokomotif sektörü dış ticaret olarak ortaya konmuş ve dış ticareti serbestleştirmeye ve arttırmaya yönelik uygulamalar getirilmiştir. 24 Ocak Kararları’nın, konumuz açısından hedefi, ihracata dönük sanayileşme stratejisine geçmektir. Bu hedefe ve diğer hedeflere ulaşılmasında benimsenen temel strateji, serbest piyasa mekanizması yoluyla ekonominin dışa açılmasıdır. Bunun için alınan önlemler ise şöyledir (Şahin,2002:193-195): Dış ticaretin serbestleştirilmesi ve yabancı sermayenin teşvik edilmesi, başka bir ifade ile ekonominin dışa açılması ve dünya ile bütünleşmesi amacıyla döviz alım-satımının serbestleştirilmesi ve döviz piyasası üzerindeki kontrollerin ve yasakların giderek kaldırılması yolunda adımlar atıldı. Bu bağlamda Türk Parasının Değerini Koruma Mevzuatı liberalleştirildi, devalüasyonlar yapıldı, ithalattan alınan damga resmi ve teminatlar önemli ölçüde indirildi, kotaya tabi mal sayısı azaltıldı, gümrük oranları düşürüldü, ithalat ve ihracat üzerindeki devlet kontrolleri büyük ölçüde kaldırıldı, Kurumlar Vergisi hafifletildi, ihracatta ve yabancı sermaye yatırımlarına geniş teşvik sistemi getirildi, bürokratik işlemleri azaltmak için yabancı sermaye ile ilgili tüm görev ve yetkiler tek bir kuruma devredildi, Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü kuruldu, yabancı bankaların Türkiye’de faaliyetine yönelik yasal düzenlemeler yapıldı, faiz hadlerinin serbestleştirilmesine yönelik bazı adımlar atıldı ve fiyatlar üzerindeki düzenleme ve müdahaleler büyük ölçüde kaldırıldı.

Bu önlemlerle ihracat hızla gelişmiş, 1980’de 2.9 milyar $ iken, 1983’de 5.9 milyar $’a sıçramıştır. Özellikle ihracatta sanayi mallarının payı yükselmiştir. Uluslararası piyasalardan elde edilen yeni krediler ile dış finansman ihtiyacı karşılanmış ve ithalat arttırılmıştır. 1981 yılında yapılan liberalizasyondan sonra ithalat hızla geliştiği için dış ticaret açığı büyümüştür. Enerji sıkıntısı giderilmiş, böylece ekonomide kapasite kullanım oranı yükseltilerek, 1981’den sonra ekonomi yeniden büyümeye başlamıştır (Karluk,1999:406-407).

1983 sonlarında yapılan seçimle yaşanan iktidar değişimi, ekonomik politikalarda daha liberal bir anlayışı getirmiştir. Dış ticaret rejiminin liberalleştirilmesi 1983 yılından sonra artan bir hızla sürdürülmüş, miktar kısıtlamaları yerine tarife uygulaması ön plana çıkarılmış, koruma oranları giderek düşürülmüştür. İhracatta ise, lisans ve ruhsat uygulamaları yürürlükten kaldırılarak, ihracat serbestisi prensibi getirilmiştir. İhracatçılara, vergi iadesi, Gelir Vergisi istisnası, döviz tahsisi, gümrük muafiyetli hammadde ithalatı ve ihracat kredileri gibi bazı parasal ve mali teşvikler de sağlanmıştır. İhracatı artırmak için yapılan bu hukuki düzenlemelere ilave olarak, başta parasal ve nakdi teşvikler olmak üzere ihracat değişik destek unsurları ile teşvik edilmiştir. 1987 yılında Türk Eximbank kurularak faaliyete geçirilmiştir (Varol,2007:4-5). Bu politikalar sonucu ihracatta büyük oranda artışlar yaşanmıştır. Özellikle vergi iadesi uygulamaları 1983-1989 döneminde ihracatın artmasında oldukça etkili olmuş, ancak hayali ihracata ve yolsuzluklara neden olduğu gerekçesi ile 1989’un Nisan ayında kaldırılmıştır. 1984 yılında ithalat rejiminde yapılan değişikliklerle ortalama %76,3 olan nominal gümrük vergileri oranı %48,9’a düşürülmüş, böylece ithalat koruması tarife-dışı engellere kaydırılmış, ithali yasak ve ithali izne bağlı mallar ilan edilerek bu listelerde yer almayan malların ithalatı serbest bırakılmış, 1984’de ithalatı yasak malların sayısı 1800’den 1988’de 459’a, ithalatı izne bağlı mal sayısı ise 100’den 33’e düşürülmüştür. Böylece 1988’de ithalatta liberalizasyon %90’ı aşmıştır. 1990’da ithalatı izne bağlı mallar listesi tamamen kaldırılmıştır (Şahin,2002:406-407). Gümrük tarifeleri yanında ithalata uygulanan çeşitli vergi, resim ve harç şeklindeki eş etkili vergiler de 1993’de kaldırılarak, ithalatta tek vergi sistemine geçilmiştir (Seyidoğlu,1999:156-157). Tüm bu liberalizasyon uygulamaları AB ile gerçekleştirilecek olan GB’ye hazırlık olarak nitelendirilebilir.

1983 öncesine göre, 1983 sonrasında büyüme daha hızlı artmış fakat enflasyon oranı da yükselmiştir. 1983 yılından itibaren uygulanan genişletici politikalar, sermaye ve finans piyasaları ile ticaretin liberalleştirilmesi, fakat kamu kesiminin sorunlarının çözülememesi, 1987 yılından itibaren enflasyonun tekrar tırmanmasına ve dış borç stokunun artmasına neden olmuş ve ekonomi stagflasyon sürecine girmiştir. 1988 yılı Şubat ayında durgunluğu gidermek için çeşitli önlemler alınmıştır. Bunlar: ithalat teminatlarının ve ihracat gelirlerinin ülkeye getirilmesi zorunlu kısmının arttırılması, faiz oranlarının yükseltilmesi, ek vergisel önlemler getirilmesi ve en önemlisi de Türk Parasını Koruma Kanunu ile ilgili olarak çıkarılan bir kararname ile TL konvertibl hale getirilerek Türkiye’nin sermaye hareketleri açısından en serbest ülkelerden biri haline getirilmesidir (Şiriner ve Doğru,2006:160-161). Bu nedenle 1980-1988 ticari bütünleşme dönemini birinci dönüşüm dönemi, 1989’dan itibaren yaşanan finansal bütünleşme dönemini ise ikinci dönüşüm dönemi olarak adlandırmak mümkündür. 24 Ocak programı ile başlayan dönem ekonomide beklenen gelişmelerin çok fazla gerçekleşmediği, sadece dış ticaret açısından değerlendirildiğinde başarılı sayılabilecek bir dönemdir. 1988’de alınan tedbirler ile durgunluktan çıkılamamış, ancak sermaye hareketleri ile yapay bir refah yaratılmaya çalışılmıştır.

1989 yılına kadar başarılı bir şekilde düşürülemeyen enflasyon, konvertibiliteye geçişle birlikte, döviz kurundaki artış enflasyonun altında tutularak kontrol altına alınmaya çalışılmış, bu şekilde de ithalat ucuzlayacağından hem hammadde maliyetlerinin düşeceği hem de yurtiçi üretimin daha rekabetçi politikalar izleyeceği düşünülmüştür. Ancak, kamu borçlarının yarattığı yüksek faiz, düşük kur politikası istenen amaçlara ulaşılmasını engellemiştir. Yüksek faiz ve düşük kur, kısa vadeli sermaye hareketlerinin ülkeye girişini hızlandırırken dış ticaret açıklarındaki artış devam etmiştir (Kansu,2004:157). Faiz-kur arbitrajındaki dengesizlikler ülkeyi spekülatif hale getirmiş, bazı uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının da bu yöndeki açıklamaları piyasaları tedirgin etmiş ve ülke bu nedenlere 1994 krizine sürüklenmiştir.

5 Nisan 1994 tarihinde alınan önlemlerle, yılın ikinci yarısında döviz piyasasında tekrar istikrar sağlanmış, faiz seviyesi gerek banka kredileri gerekse devlet iç borçlanma faizleri itibariyle gerilemiş, enflasyon düşüş trendine girmiştir. 1995’in son çeyreğinde ise, kamunun iç borç baskısı nedeni ile faizler hızlı ve reel olarak yükselmeye, döviz rezervleri gerilemeye ve döviz kurları yükselmeye başlamıştır (Buluş,2003:74-76). 5 Nisan Kararları’nın ilk yılında ekonomide bir istikrar sağlanabildiği, daha sonraki yıllarda ise yaşanan sürekli seçim konjonktürü, programa sadık kalınmasını engellemiştir denilebilir.

5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki GB, 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girmiştir. GB Kararı, gümrük vergilerinin, miktar kısıtlarının, eş etkili vergilerin, tedbirlerin ve ticarette teknik engellerin kaldırılmasını, ortak bir gümrük tarifesini ve AB Ortak Tarım Politikasına uyumu gibi malların serbest dolaşımına, ortak politikalara ve mevzuata ilişkin bir dizi düzenlemeyi içermektedir (Töre,2001:497-498). Ortaklık Konseyi Kararı (OKK), sanayi ürünlerine ve işlenmiş tarım ürünlerine dair hükümler içermektedir. 22 yıllık geçiş dönemi süresince, AB’nin OTP’ye uyum konusunda bir ilerleme sağlanamadığından, tarım ürünleri GB’ye dahil edilmemiş, sadece işlenmiş tarım ürünleri ve sanayi ürünleri GB kapsamına alınmıştır. GB ile taraflar ürünlerin sanayi paylarını sıfırlamışlardır ve tarımı korunmaya devam etmektedirler. Ayrıca üçüncü ülkeler için uygulanan vergiler AB’nin belirlediği Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) seviyesine çekilmiştir.

Böylece %10,97 olan üçüncü ülkelerden sanayi ürünleri ithalatında ağırlıklandırılmış koruma oranı %5,8’e çekilmiştir. AB ülkelerinden sanayi ürünleri ithalatında ağırlıklı %5 civarında olan koruma kaldırılmıştır (Karluk,2002:636). İşlenmiş tarım ürünleri ithalatında ise AB’de uygulanan sisteme paralel olarak yeni bir sistem oluşturulmuştur. Bu ürünlerdeki sanayi paylarına uygulanan gümrük vergileri kaldırılarak, tarım payına ulaşılmasına yönelik indirimler belirlenen üç ayrı liste ve takvim çerçevesinde gerçekleştirilmiş olup, son indirim 1999 yılı ithalat rejimi ile tamamlanmıştır. Bu değişiklik ile gümrük tarifelerinde ortak bir uygulamaya geçilerek, gıda sanayii önündeki duvarlar yıkılmış ve gıda ürünleri dış rekabete açılmıştır.

Bu uygulamanın tek istisnası 2/95 sayılı OKK’nin ekinde yer alan ve Türkiye için hassas kabul edilen motorlu kara taşıtları, kraft kağıdı, seramik, deri eşya gibi sınırlı sayıda ürün grubu için 5 yıl süre ile AB’nin OGT üzerinde koruma sağlanması ve söz konusu ürünlerdeki koruma oranlarının, 01.01.1997 tarihinden başlamak üzere, her yıl %10, %10, %15, %15 ve %50 oranında indirim yapılması öngörüsüdür. Bu çerçevede, 5 yıl süresince hassas ürünler üzerindeki koruma oranlarında indirimler gerçekleştirilmiştir (TÜSİAD,2003:29).

Bu dönemin ticari açıdan diğer bir önemli gelişmesi ise DT֒yü kuran Uruguay Round Nihai Senedi’ne 1995 yılında taraf olunması ve bu çerçevede bir takım anlaşmaların altına imza atılmasıdır. Buna göre gelişme yolundaki ülke statüsünde bulunan ülkemiz, XXXVII Sayılı Taviz Listesindeki sanayi ürünlerinde, GB çerçevesinde 1992 yılında AB'nin OGT’ye uyum nedeniyle yaptığı indirimler ile yine aynı amaçla bazı tekstil ürünlerinde 1993 yılı OGT uyumu kapsamında yaptığı indirimleri Uruguay Round müzakereleri çerçevesinde DT֒ye konsolide etmiştir (Karaca,2004).

1996 öncesinde ve 1996’da GB’nin imzalanmasından sonra önemli oranda ticari liberalizasyon gerçekleştiren Türkiye için sanayi ürünlerine yönelik DTÖ taahhütlerinin fazla bir anlamı bulunmamaktadır. Bunun nedeni OGT oranlarının DT֒ye konsolide edilen oranların altında kalmasıdır. Örneğin DTÖ sanayi ürünlerinde bağlayıcı tarife oranlarını 1998 ve 2005 yılları için %20 ile %16 arasından belirlemesine karşın, Türkiye’nin uyguladığı En Çok Kayrılan Ülke Kuralı oranı %5 civarında bulunmaktadır (Ay,2007:166). Sanayi ürünleri açısından etkisiz olan DTÖ bağlayıcı tarife oranları, tarım ürünleri açısından çok etkili konumdadır. Bunun nedeni GB’nin tarım ürünlerini kapsamaması ve DT֒ye üye olması nedeniyle Tarım Anlaşması’nın Türkiye tarafından imzalanmış olmasıdır. DT֒ye Türkiye’nin üyeliğinin başladığı 1995 yılından 2004 yılına kadar %24 oranında düşürülmesi taahhüdünde bulunulan tarım ürünleri gümrük vergilerinin, bu taahhüde yönelik son indirimi 2004 yılında %2,4 oranında gerçekleştirilmiştir (Çıplak ve Yücel,2004). Yaklaşık yirmi sekiz yıldır uygulanan dışa açık politikalar nedeni ile Türkiye, DTÖ Tarım Anlaşması’na uyum konusunda fazla sıkıntı çekmemiştir.

1990’lı yıllarda dış ticaretimizi etkileyen diğer unsurlar Güney Doğu Asya ve Rusya krizleridir. Güney Doğu Asya ülkelerinin devalüasyon sonrasında rekabet avantajı kazanarak ihracatlarını arttırması doğrudan etki olarak tanımlanırken, özellikle ticari rakip oldukları ülkelerin ihracatlarını daraltmaları dolaylı etki olarak görülmektedir. Bu çerçevede, 1998’deki gelişmeler incelendiğinde, Güney Doğu Asya ülkelerindeki devalüasyonun Türkiye‘nin bu ülkelere olan ihracatını azaltıcı, bu ülkelerden olan ithalatını ise arttırıcı yönde etkilediği görülmektedir. Güney Doğu Asya Krizi’nden sonra Rusya’da yaşanan mali kriz 1998’de Türkiye’nin dış ticaretini olumsuz yönde etkileyen ikinci önemli olaydır. Bu mali kriz aynı zamanda Türkiye’nin bavul ticaretini de olumsuz yönde etkilemiş, öncelikle kriz bavul ticareti üzerinde gelir ve ikame etkisi yaratmıştır. Rusya’da gerçekleşen devalüasyon sonrası halkın gelir düzeyinin düşmesi alım gücünü düşürürken tüketimin de daha ucuz mallara kaymasına neden olmuştur (Yıldırım,2007:3-4). Bu dışsal etkilerin diğer bir etkisi ise yabancı yatırımlarda azalma yaratmasıdır.

1998 yılında Türkiye’ye net sermaye girişi gerilemiş ve bankaların açık pozisyon tutarları genişlemiştir. Kamu kesimi borçlanma gereksinimi %9,2’ye yükselirken, faiz dışı fazlanın %3,4’e çıkması sayesinde enflasyon 1990’dan bu yana en düşük düzeyi olan %54,3’e indirilmiştir. Ancak dış açıklardan dolayı kaynak ihtiyacı düşürülememiştir (Buluş,2003:79). Bu ekonomik durum içerisinde 1998 yılının Temmuz ayında IMF ile 18 aylık Yakın İzleme Anlaşması imzalanmıştır. Marmara depremi bölgesinin ülkemizin en önemli sanayi ve ticaret bölgesi olması depremin etkinlerinin daha fazla hissedilmesine neden olmuştur. Bu şartlar içerisinde, 1999 yılı sonunda ise Yakın İzleme Anlaşması 1 Ocak 2000 tarihinde uygulamaya konulmuş olan üç yıllık bir istikrar programına, Enflasyonla Mücadele Programı’na dönüştürülmüştür.

Temel hedefi enflasyonu düşürmek olan bu programın 3 yıl süre ile uygulanması amaçlanmış, ancak 2000 Kasım krizi ile sekteye uğramış ve 2001 Şubat krizi ile de uygulamadan kaldırılmıştır. 2000 yılında yaşanan gelişmeler programın öngördüğü yönde gerçekleşmemiştir. Faizlerde beklentinin ötesindeki sert düşüş, tüketici ve konut kredileriyle tüketim harcamalarında, kısaca toplam talep ve ithalatta bir patlama yaratmıştır. İç talep bu yolla kuvvetlenirken, enflasyonun beklenen oranda düşmeyip direnmesi ithalatı da körüklemiştir. Bu şekilde ithalat artarken, iç talep artışı ve TL’nin reel anlamda değerlenmesi ihracatı caydırmaya başlamıştır (Ongun,2002:69-70). Özetle aşırı değerli TL sonucu oluşan dış ticaret açığı ve devalüasyon beklentisi döviz talebini ve bankaların açık pozisyonlarını arttırmış ve krize açık bir hale getirmiştir.

Aralık ayında IMF Türkiye’nin Kasım ayında kaybettiği döviz rezervlerini telafi etmesi için 11 aylık bir dönem içinde TCMB’ye 7.5 milyar $ tutarında ek rezerv kredisi vereceğini ilan etti ve böylece -Şubat ayına kadar ciddi bir Hazine iç borç itfası olamamasına rağmen- piyasalar yatıştırılmış oldu (Somçağ,2006:113). Hazine’nin 21 Şubat itfası başarısızlık ile sonuçlandığı güne siyasi krizin de eklenmesi ile 21 Şubat 2001’de, büyük bir döviz talebi oluşmuştur. Kur çıpası politikasında ısrar edilemeyince dalgalı kura geçilmiş ve yüksek oranlı fiili devalüasyonlar yaşanmıştır (Sönmez,2004:345). Sonuç olarak üç yıl uygulanması hedeflenen 2000 Enflasyonu Düşürme Programı başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinden sonra hissedilen köklü değim ihtiyacı nedeni ile yeni bir program Nisan ayında uygulamaya konulmuştur. Esasen 2000 Programı’nın bir uzantısı niteliğinde olan ve Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı adını taşıyan bu yeni programın temel amacı, “kur rejiminin terk edilmesi nedeniyle ortaya çıkan güven bunalımı ve istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak ve eşanlı olarak bu duruma bir daha geri dönülmeyecek şekilde kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturmaktır” (TCMB,2001:12). 2000 yılı programı ile karşılaştırıldığında yeni programın genel stratejisi değişmemiş olmakla birlikte, stratejik önem taşıyan öncelikler yer değiştirmiş, enflasyonla mücadelenin önemi gerilemiş ve mali istikrarın sağlanması daha öncelikli bir konu haline gelmiştir (Kandiller,2008:1). Programın yasal ve yapısal düzenlemeler ile ilgili yönleri de enflasyonla mücadelenin önüne geçmiştir.

2002 yılından itibaren üç yıl süreyle uygulanmak üzere IMF ile 18. stand-by anlaşması imzalanmış, bu sürenin dolmasından sonra ise 2005 Mayıs ayında yine üç yıl sürdürülecek olan 19. stand-by anlaşması gerçekleştirilmiştir. 2002’den günümüze kadar olan dönemde iki farklı hükümet görev almış olmasına rağmen, uygulanan politikalar açısından paralellik sergilenmiştir. Bunun nedeni 2000 Enflasyonla Mücadele Programı yaşanan krizler sonucu sona ermiş olmasına karşın, daha sonra IMF ile imzalanan anlaşmaların 2000 Programı’nın bir devamı niteliğinde olmalarıdır. Bu açıdan bu dönemde uygulanan politikalardan ziyade gerçekleşen makro büyüklükleri incelemek gerekmektedir. 2000’li yıllarda ticaret rejiminde önemli bir değişiklik gerçekleşmemiş olup, aşırı değerlenmiş YTL nedeni ile ithalat büyük ölçüde artmış, fakat ithal ara malı kullanan sektörlerdeki ihracat artışının bu denli yüksek olmaması yüksek cari açıklar yaşanmasına neden olmuştur.

 

Türkiye’nin Dış Ticaret Performansı İle İlgili Göstergeler

İhracat ve ithalat değerlerini gösteren Tablo 1.’den görüldüğü gibi, 1980’de başlayan dışa açılmacı politikalar nedeniyle 1980’den 2006 yılına kadar geçen sürede ihracat ve ithalat değerlerinde çok yüksek artışlar yaşanmıştır. 1980’de yaklaşık 3 milyar $ olan ihracatımız 28 kat artarak 2006’da 86 milyar $’a, ithalatımız ise 1980’de yaklaşık olarak 8 milyar $ iken 18 kat artarak 2006’da 140 milyar $’a ulaşmıştır. Toplam dış ticaret hacmimiz ise yaklaşık 21 kat artmıştır. Dış ticaret dengesinden görüldüğü gibi dış ticaret açığımız ele alınan dönemde, kriz yılları hariç, sürekli artma eğilimi göstermiştir.

GB’nin imzalanması nedeniyle, 1996’dan itibaren olan dönem göz önünde bulundurulduğunda ise ithalattaki artışın ihracattaki artıştan çok daha yüksek olduğu görülmektedir. Başka bir ifade ile GB’den beklenen yüksek ihracat artışları gerçekleşmemiş, ithalatta ise yüksek oranlı artışlar yaşanmıştır. Bunun nedeni, AB’nin Türkiye’nin sanayi ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini GB’den önce, Türkiye’nin ise GB’den sonra kaldırmış olmasıdır (Ay,2007:168).

 

Tablo 1:  İhracat ve İthalat (000 $)

Yıl

İhracat

Değişim (%)

İthalat

Değişim (%)

Dış Ticaret Dengesi

Dış Ticaret Hacmi

İhracatın İthalatı Karşılama Oranı (%)

1980

2.910.122

28,7

7.909.364

56,0

-4.999.242

10.819.486

36,8

1985

7.958.010

11,6

11.343.376

5,5

-3.385.367

19.301.386

70,2

1990

12.959.288

11,5

22.302.126

41,2

-9.342.838

35.261.413

58,1

1995

21.637.041

19,5

35.709.011

53,5

-14.071.970

57.346.052

60,6

2000

27.774.906

4,5

54.502.821

34,0

-26.727.914

82.277.727

51,0

2001

31.334.216

12,8

41.399.083

-24,0

-10.064.867

72.733.299

75,7

2002

36.059.089

15,1

51.553.797

24,5

-15.494.708

87.612.886

69,9

2003

47.252.836

31,0

69.339.692

34,5

-22.086.856

116.592.528

68,1

2004

63.167.153

33,7

97.539.766

40,7

-34.372.613

160.706.919

64,8

2005

73.476.408

16,3

116.774.151

19,7

-43.297.743

190.250.559

62,9

2006

85.534.676

16,4

139.576.174

19,5

-54.041.499

225.110.850

61,3

Kaynak: TÜİK Resmi İnternet Sitesi, www.tuik.gov.tr, 19.03.2008.

 

Tablo 2.’de ticari dışa açıklığın bir göstergesi olan ticaret payları sunulmaktadır. Tabloya göre, 1980’de %4,3 olan ihracat / GSMH oranı, 2006 yılında %21,4’e, %11,6 olan ithalat / GSMH oranı ise %34,9’a yükselmiştir. Bu durum Türkiye’nin dış ticaretindeki

 

değişimi yansıtmaktadır. Tabloda dikkati çeken bir başka nokta ise, ithalat / GSMH oranının, ihracat / GSMH oranından çok daha yüksek oranlarda arttığıdır. Bu durum ise ihracatın ithalata bağlı olduğunun bir göstergesidir.

 

Tablo 2.: İhracat ve İthalatın GSMH İçindeki Payları (%)

Yıllar

İhracatın GSMH İçindeki Payı

İthalatın GSMH İçindeki Payı

Dış Ticaret Hacminin GSMH İçindeki Payı

1980

4,3

11,6

15,9

1985

11,9

17,0

28,9

1990

8,6

14,8

23,4

1995

12,7

21,0

33,7

2000

13,9

27,3

41,2

2001

21,5

28,4

49,9

2002

19,9

28,5

48,4

2003

19,8

29,0

48,8

2004

21,1

32,6

53,7

2005

20,4

32,4

52,8

2006

21,4

34,9

56,3

Kaynak: TÜİK, İstatistik Göstergeler: 1923-2006, s.435, http://www.tuik.gov.tr/yillik/Ist_gostergeler.pdf, 09.10.2007.

 

Sektörlere göre dış ticaret miktarlarımız ve bu sektörlerin payları Tablo 3. ve Tablo 4.’de sunulmaktadır. 1980’de tarımsal ihracatın payı %56 düzeyinde iken 2006 yılında %4,2’ye düşmüştür. Tarımsal ithalatımızda ise ele alınan dönemde küçük değişimler yaşanmıştır. Tarım ihracatımızın giderek

 

azalması, tarım sektörünün GSMH’dan aldığı pay azalırken sanayinin payının artması ile doğrudan alakalı bir durumdur. Sanayi sektörünün ihracattaki payı 1980’de %36,6 iken, 2006 yılında %93,8’e yükselmiştir. Bu durum sanayi ihracatçısı bir ülke konumuna dönüşmüş olmamız açısından olumlu bir gelişmedir. Toplam ithalatımızda sanayinin payında da yıllar itibariyle artış görülmektedir. 1980’de %59,1 olan sanayi ithalatımızın payı, 2006 yılında %79,1 seviyesine yükselmiştir. İthal ettiğimiz sanayi ürünleri daha çok ileri teknoloji gerektiren ürünlerden oluşmaktadır. Madencilik sektörünün ise ihracattaki payı %6,6 seviyesinden %1,3’e, ithalattan aldığı pay %39,9 seviyesinden %15,8 seviyesine düşmüştür. Tarım ve madencilik sektörleri ihracatımızda miktar olarak yaşanan artışlar sanayi ihracatımızda yaşanan artışların gerisinde kaldığı için toplam ihracat içerisindeki payları azalmaktadır.

 

Tablo 3.: Ekonomik Faaliyetlere Göre İhracat (milyon $)

Yıl

Tarım

Pay (%)

Madencilik

Pay (%)

Sanayi

Pay (%)

Diğer

Pay (%)

1980

1.629

56,0

191

6,6

1.065

36,6

25

0,9

1985

1.653

20,8

242

3,0

6.049

76,0

14

0,2

1990

2.025

15,6

326

2,5

10.504

81,1

105

0,8

1995

1.840

8,5

391

1,8

19.260

89,0

146

0,7

2000

1.659

6,0

400

1,4

25.518

91,9

198

0,7

2001

1.976

6,3

349

1,1

28.826

92,0

183

0,6

2002

1.754

4,9

387

1,1

33.702

93,5

216

0,6

2003

2.121

4,5

469

1,0

44.378

93,9

285

0,6

2004

2.645

4,2

649

1,0

59.579

94,3

294

0,5

2005

3.468

4,7

810

1,1

68.813

93,7

384

0,5

2006

3.611

4,2

1.146

1,3

80.240

93,8

531

0,6

Kaynak: TÜİK Resmi İnternet Sitesi, www.tuik.gov.tr, 19.03.2008.

 

Tablo 4.: Ekonomik Faaliyetlere Göre İthalat (milyon $)

Yıl

Tarım

Pay (%)

Madencilik

Pay (%)

Sanayi

Pay (%)

Diğer

Pay (%)

1980

80

1,0

3.154

39,9

4.675

59,1

-

-

1985

282

2,5

3.606

31,8

7.455

65,7

-

-

1990

1.137

5,1

4.212

18,9

  16.403

73,5

550

2,5

1995

1.907

5,3

4.082

11,4

28.555

80,0

1.165

3,3

2000

2.123

3,9

7.097

13,0

44.200

81,1

1.083

2,0

2001

1.409

3,4

6.577

15,9

32.686

79,0

727

1,8

2002

1.703

3,3

7.192

14,0

41.383

80,3

1.276

2,5

2003

2.535

3,7

9.021

13,0

55.690

80,3

2.094

3,0

2004

2.757

2,8

10.981

11,3

80.447

82,5

3.355

3,4

2005

2.801

2,4

16.321

14,0

94.208

80,7

3.444

2,9

2006

2.902

2,1

22.034

15,8

110.379

79,1

4.261

3,1

Kaynak: TÜİK Resmi İnternet Sitesi, www.tuik.gov.tr, 19.03.2008.

 

Tablo 5. ve Tablo 6.’dan geniş ekonomik sınıflamaya göre ihraç ve ithal edilen mal türleri incelendiğinde ihracatımızın neredeyse tamamının tüketim ve hammadde malı ihracatından, ithalatımızın ise %70’inin hammadde ithalatından oluştuğu görülmektedir. Bu yüksek oran daha çok petrol

 

ithalinden kaynaklanmaktadır. Yatırım malı ihracatımız ise son sekiz yılda %5 düzeyini aşabilmiştir. Yatırım malı ithalatımız ise %10,1’den %16,7 seviyesine çıkmıştır. Bu da ithal edilen girdilerin üretimde kullanılması nedeniyle yaşanan büyümenin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Tablo 5.: Geniş Ekonomik Grupların Sınıflamasına Göre İhracat (milyon $)

Yıl

Yatırım

Pay (%)

Tüketim

Pay (%)

Hammadde

Pay (%)

Diğer

Pay (%)

1980

49

1,7

1.333

45,8

1.528

52,5

-

-

1985

202

2,5

3.275

41,2

4.481

56,3

-

-

1990

305

2,4

6.661

51,4

5.992

46,2

1

0,01

1995

848

3,9

11.849

54,8

8.934

41,3

6

0,03

2000

2.176

7,8

13.987

50,4

11.565

41,6

47

0,17

2001

2.658

8,5

15.262

48,7

13.369

42,7

46

0,15

2002

2.790

7,7

18.465

51,2

14.657

40,6

147

0,41

2003

4.344

9,2

24.125

51,1

18.494

39,1

289

0,61

2004

6.531

10,3

30.502

48,3

25.946

41,1

189

0,30

2005

7.998

10,9

30.290

41,2

34.835

47,4

354

0,48

2006

9.423

11,0

37.790

44,2

37.788

44,2

533

0,62

Kaynak: TÜİK Resmi İnternet Sitesi, www.tuik.gov.tr, 19.03.2008.

 

 

 

Tablo 6.: Geniş Ekonomik Grupların Sınıflamasına Göre İthalat (milyon $)

Yıl

Yatırım

Pay (%)

Tüketim

Pay (%)

Hammadde

Pay (%)

Diğer

Pay (%)

1980

798

10,1

364

4,6

6.747

85,3

1

-

1985

1.825

16,1

665

5,9

8.853

78,0

-

-

1990

4.020

18,0

2.099

9,4

16.153

72,4

30

0,14

1995

8.094

22,7

2.330

6,5

25.198

70,6

88

0,25

2000

11.365

20,9

6.928

12,7

36.010

66,1

199

0,37

2001

6.940

16,8

3.813

9,2

30.301

73,2

344

0,83

2002

8.400

16,3

4.898

9,5

37.656

73,0

600

1,16

2003

11.326

16,3

7.813

11,3

49.735

71,7

466

0,67

2004

17.397

17,8

12.100

12,4

67.549

69,3

493

0,51

2005

20.363

17,4

13.975

12,0

81.868

70,1

567

0,49

2006

23.316

16,7

16.102

11,5

99.555

71,4

508

0,36

Kaynak: TÜİK Resmi İnternet Sitesi, www.tuik.gov.tr, 19.03.2008.

 

İhracatımızın ve ithalatımızın AB ülkeleri ve diğer ülkelere göre dağılımı Tablo 7. ve Tablo 8.’de gösterilmektedir. AB ülkeleri ile ihracatımızda 1980’de günümüze çok yüksek değişimler gerçekleşmemiştir. AB ülkelerine yaptığımız ihracat toplam ihracatımızın yarıdan fazlasını (%56) oluşturmaktadır. Miktar olarak ise çok yüksek değişimler gerçekleşmiştir. GB’den sonra AB ülkelerine olan ihracatımızda, toplam ihracatımızdan aldığı pay açısından yükselme olmamasının nedeni, daha önce de belirttiğimiz gibi, AB ülkelerinin sanayi ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini GB’den önce kaldırmış olmasıdır.

 

AB ülkeleri ile dış ticaretimiz ithalat açısından incelendiğinde GB’nin etkisi daha net ortaya çıkmaktadır. Miktar olarak ithalattaki artış ihracattaki artıştan daha yüksektir. Pay olarak ise, 1980’de %39,8 olan AB ülkelerine ithalatımızın toplam ithalatımızdaki payı, 2006 yılında %42,6 düzeyindedir. Bu oran GB’den önce başlayan hazırlık süreci ile neredeyse %60’lara kadar çıkmıştır. Son yıllarda yaşanan gerilemenin nedeni diğer ülkelerin payının ülkemiz ithalatında giderek daha fazla pay almasıdır. Bu durum Tablo 2.35.’den görülmektedir.

 

Tablo 7.: İhracatın AB ve Diğer Ülkelere Göre Dağılımı (milyon $)

Yıllar

AB Ülkeleri (27 Ülke)

Pay (%)

Türkiye Serbest Bölgeleri

Pay (%)

Diğer Ülkeler

Pay (%)

1980

1.668

57,3

-

-

1.242

42,7

1985

3.509

44,1

-

-

4.449

55,9

1990

7.485

57,8

-

-

5.474

42,2

1995

12.212

56,4

-

-

9.425

43,6

2000

15.664

56,4

895

3,2

11.215

40,4

2001

17.546

56,0

934

3,0

12.855

41,0

2002

20.415

56,6

1.438

4,0

14.206

39,4

2003

27.394

58,0

1.928

4,1

17.931

37,9

2004

36.581

57,9

2.564

4,1

24.023

38,0

2005

41.365

56,3

2.973

4,0

29.138

39,7

2006

47.935

56,0

2.967

3,5

34.633

40,5

Kaynak: TÜİK Resmi İnternet Sitesi, www.tuik.gov.tr, 19.03.2008.

 

Tablo 8.: İthalatın AB ve Diğer Ülkelere Göre Dağılımı (milyon $)

Yıllar

AB Ülkeleri (27 Ülke)

Pay (%)

Türkiye Serbest Bölgeleri

Pay (%)

Diğer Ülkeler

Pay (%)

1980

3.146

39,8

-

-

4.763

60,2

1985

4.535

40,0

-

-

6.808

60,0

1990

10.597

47,5

-

-

11.705

52,5

1995

18.026

50,5

-

-

17.683

49,5

2000

28.527

52,3

496

0,9

25.480

46,8

2001

19.823

47,9

303

0,7

21.272

51,4

2002

25.689

49,8

575

1,1

25.290

49,1

2003

35.140

50,7

589

0,8

33.611

48,5

2004

48.103

49,3

811

0,8

48.626

49,9

2005

52.696

45,1

760

0,7

63.318

54,2

2006

59.401

42,6

944

0,7

79.231

56,7

Kaynak: TÜİK Resmi İnternet Sitesi, www.tuik.gov.tr, 19.03.2008.

Tablo 9.’da 2006 yılına göre toplam dış ticaretimizde ilk 10 sırayı alan ülkeler 2004-2006 yılları için gösterilmiştir. AB ülkeleri ile olan ithalatımızın son yıllarda toplam ithalatımızdan adlığı payın düştüğünü belirtmiştik. Aşağıda yer alan tablo bu çerçevede incelendiğinde, Almanya hala dış ticaretimizden en yüksek payı alıyor olsa da diğer AB ülkelerinin paylarının düştüğü ve Rusya başta olmak üzere Çin, İran gibi ülkelerin paylarının ise giderek yükseldiği görülmektedir.

 

Tablo 9.: Dış Ticaret Hacminde İlk 10 Ülke (milyon $)

Ülkeler

2004

Pay (%)

2005

Pay (%)

2006

Pay (%)

Almanya

21.261

13,2

23.089

12,1

24.265

10,8

Rusya Fed.

10.892

6,8

15.283

8,0

20.756

9,2

İtalya

11.514

7,2

13.183

6,9

15.347

6,8

İngiltere

9.861

6,1

10.613

5,6

11.920

5,3

Fransa

9.870

6,1

9.694

5,1

11.247

5,0

ABD

9.605

6,0

10.286

5,4

10.949

4,9

ÇHC

4.868

3,0

7.435

3,9

10.281

4,6

İspanya

5.873

3,7

6.566

3,5

7.493

3,3

İran

2.775

1,7

4.383

2,3

6.687

3,0

Romanya

2.935

1,8

4.071

2,1

4.987

2,2

Liste Toplamı

89.454

-

104.603

-

123.932

-

Dış Ticaret İçindeki Toplam Payları (%)

-

55,6

-

54,9

-

55,1

Kaynak: DTM Resmi İnternet Sitesi, www.dtm.gov.tr, 06.08.2008.

 

Tablo 10. ve 11.’de ise 2006 yılına göre ihracat ve ithalatımızda ilk 10 sırada yer alan fasıllar görülmektedir. İhracatımızda 2004 yılına kadar ilk sırada yer alan tekstil ürünleri, bu yıldan sonra yerini

 

 

motorlu kara taşıtlarına bırakmıştır. Toplam ihracatımızda bu 10 ürünün payı 2006 yılında %63,3 oranındadır. İthalatımızda ise ilk sırayı yakıt ve yağlar almaktadır. Toplam ithalatımızda bu 10 ürünün payı ise 2006 yılında %75,1 gibi çok yüksek bir orana sahiptir.

 

Tablo 10.: İhracatta İlk 10 Fasıl (000 $)

Fasıllar

2004

2005

2006

Motorlu kara taşıtları, traktör, bisiklet, motosiklet, vd.

8.288.799

9.566.435

11.886.092

Örme giyim eşyası ve aksesuarları

6.259.222

6.590.352

6.938.275

Nükleer re., kazan, makine ve cihazlar, aletler, parçaları

4.130.648

5.246.237

6.516.726

Elektrikli makine ve cihazlar, aksam ve parçaları

4.880.120

5.525.690

6.327.750

Demir ve çelik

5.359.512

4.973.475

6.273.353

Örülmemiş giyim eşyası ve aksesuarları

4.536.829

4.862.376

4.710.984

Mineral yakıtlar, mineral yağlar ve müstahl., mumlar

1.429.186

2.641.145

3.567.425

Demir veya çelikten eşya

2.226.923

2.731.357

3.336.371

Yenilen meyveler, kabuklu yemişler,turunçgil ve kavun k.

1.902.515

2.501.037

2.388.333

Plastik ve plastikten mamul eşya

1.239.668

1.626.537

2.214.266

Liste Toplamı

40.253.422

46.264.641

54.159.575

İhracat İçindeki Toplam Payları (%)

63,7

63,0

63,3

Kaynak: DTM Resmi İnternet Sitesi, www.dtm.gov.tr, 06.08.2008.

 

Tablo 11.: İthalatta İlk 10 Fasıl (000 $)

Fasıllar

2004

2005

2006

Mineral yakıtlar, mineral yağlar ve müstah., mumlar

14.407.288

21.255.586

28.859.098

Nükleer re., kazan, makine ve cihazlar, aletler, parçaları

13.567.742

16.514.775

18.998.763

Demir ve çelik

8.031.522

9.457.831

11.525.251

Motorlu kara taşıtları, traktör, bisiklet, motosiklet, vd.

10.237.024

10.552.792

11.408.441

Elektrikli makine ve cihazlar, aksam ve parçaları

8.604.839

9.895.549

10.881.383

Plastik ve plastikten mamul eşya

4.524.577

5.549.060

6.918.411

İnciler, kıymetli taş ve metal mamulleri, madeni paralar

3.763.424

4.226.911

4.405.612

Organik kimyasal müstahsallar

3.016.968

3.531.577

3.642.180

Eczacılık ürünleri

2.710.985

2.850.598

3.035.614

Optik, fotoğraf, sinema, ölçü, kontrol, ayar cih., tıbbi alet

1.847.825

2.388.175

2.722.905

Bakır ve bakırdan eşya

1.053.830

1.441.628

2.469.276

Liste Toplamı

71.766.024

87.664.482

104.866.934

İthalat İçindeki Toplam Payları (%)

73,6

75,1

75,1

Kaynak: DTM Resmi İnternet Sitesi, www.dtm.gov.tr, 06.08.2008.SONUÇ

Türkiye’de 1980 öncesi kalkınma stratejisi genel hatları itibariyle ithal ikameci stratejidir. Bu yıla kadar uygulanan istikrar programlarında ticari liberalizasyona yönelik bazı düzenlemeler gerçekleştirilmiş fakat asıl dönüşüm 1980’de yaşanmıştır. Türkiye’deki dışa açık ekonomi politikalarına geçiş de dünya ekonomisine uyumlu bir şekilde 1980 yılında alınan 24 Ocak Kararları ile başlamış, DTÖ düzenlemeleri, GB Anlaşması ile şekillenmiştir.

1980 yılından itibaren Türkiye’nin dış ticaret rakamları büyük oranlarda artmıştır. Nicel anlamda yaşanan bu değişimle birlikte ülkede yapısal dönüşüm de gerçekleşmiştir. 1980’de yaklaşık 3 milyar $ olan ihracatımız 28 kat artarak 2006’da 86 milyar $’a, ithalatımız ise 1980’de yaklaşık olarak 8 milyar $ iken 18 kat artarak 2006’da 140 milyar $’a ulaşmıştır. Toplam dış ticaret hacmimiz ise yaklaşık 21 kat artmıştır. Dış ticaret açığımız ele alınan dönemde, kriz yılları hariç, sürekli artma eğilimi göstermiştir.

1980’den 2006 yılına kadar ola dış ticaret verileri sektörel bazda incelendiğinde ise ekonomide yaşanan yapısal dönüşüm ortaya çıkmaktadır. 1980’de tarımsal ihracatın payı %56 düzeyinde iken 2006 yılında %4,2’ye düşmüştür. Sanayi sektörünün ihracattaki payı 1980’de %36,6 iken, 2006 yılında %93,8’e yükselmiştir. Bu durum sanayi ihracatçısı bir ülke konumuna dönüşmüş olmamız açısından olumlu bir gelişmedir. Sonuç olarak 24 Ocak Kararları ile hedeflenen ihracata dayalı büyüme stratejisi sanayi sektörü ile gerçekleşmiş, fakat özellikle son yıllarda aşırı değerlenmiş YTL nedeni ile ithalat büyük ölçüde artmış, fakat ithal ara malı kullanan sektörlerdeki ihracat artışının bu denli yüksek olmaması yüksek cari açıklar yaşanmasına neden olmuştur.

 

 


KAYNAKÇA

Ay, Ahmet (2007), Türkiye’de Dış Ticaret ve Kur Politikaları Uygulamaları, Çizgi Kitabevi, 1.B., Konya.

Başkaya, Fikret (2005), Devletçilikten 24 Ocak Kararlarına:Türkiye Ekonomisinde İki Bunalım Dönemi, Maki Basın Yayın, 3.B., Ankara.

Buluş, Abdülkadir (2003), Türk İktisat Politikalarının Tarihi Temelleri, Tablet Kitabevi, 1.B., Konya.

Çıplak, Uğur ve Yücel, Eray M. (2004), “İthalatta Korunma Önlemleri ile Tarım ve Gıda Fiyatları”, 2004, http://www.tcmb.gov.tr/research/discus/WP0401TUR.pdf, 30.06.2004.

DTM Resmi İnternet Sitesi, www.dtm.gov.tr.

Kandiller, Rıza (2008), “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ve Ötesi”,  

http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/TanitimKoordinasyonDb/ekonomi1.doc, 17.03.2008.

Kansu, Aydan (2004), Türkiye 1994 ve 2001 Krizleri, Derin Yayınları, 1.B., İstanbul.

Karaca, Nil (2004), “Gatt’tan Dünya Ticaret Örgütü’ne”, http://www.maliye.gov.tr/apk/md144/gatt.pdf,  12.04.2004.

Karluk, Rıdvan (2002), Avrupa Birliği ve Türkiye, Beta Yayınları, 6.B., İstanbul.

Karluk, S. Rıdvan (1999), Türkiye Ekonomisi: Tarihsel Gelişim Yapısal ve Sosyal Değişim, Beta Yayınları, 6.B., İstanbul.

Ongun, M. Tuba (2002), “Türkiye’de Cari Açıklar ve Ekonomik Krizler”, Kriz ve IMF Politikaları, Ömer Faruk Çolak (Ed.), Alkım Yayınları, 1.B., İstanbul, ss.39-93.

Seyidoğlu, Halil (1999), Uluslararası İktisat-Teori, Politika ve Uygulama, Güzem Yayınları, 13.B., İstanbul.

Somçağ, Selim (2006), Türkiye’nin Ekonomik Krizi: Oluşumu ve Çıkış Yolları, 2006 Yayınevi, 1.B., İstanbul.

Sönmez, Mustafa (2004), “2001 Krizi, IMF İle İlişkiler ve Gelir Bölüşümü”, Gülten Kazgan’a Armağan: Türkiye Ekonomisi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 1.B., İstanbul, ss.341-354.

Şahin, Hüseyin (2002), Türkiye Ekonomisi, Ezgi Kitabevi Yayınları, 7.B., Bursa.

Şiriner, İsmail ve Doğru, Yılmaz (2006), Türkiye’de Büyümenin Ekonomi Politiği:1980 Sonrası Türkiye Ekonomisi Üzerine Bir İnceleme, Dipnot Yayınları, 1.B., Ankara.

TCMB (2001), “Türkiye’nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”,  

http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/eko_program/program.pdf, 17.03.2008.

Töre, Nahit (2001), “Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri”, Türkiye Ekonomisi:Sektörel Analiz, Ahmet Şahinöz (Ed.), İmaj Yayınevi, Ankara, ss.491-514.

TÜİK (2007), İstatistik Göstergeler: 1923-2006, http://www.tuik.gov.tr/yillik/Ist_gostergeler.pdf, 09.10.2007.

TÜİK Resmi İnternet Sitesi, www.tuik.gov.tr.

TÜSİAD (2003), Avrupa Birliği’ne Uyum Sürecinde Gümrük Birliği’nin Dış Ticaretimize Etkileri, TÜSİAD Yayınları, 1.B., İstanbul.

Varol, G. Müge (2007), “Cumhuriyetin 80. Yılında 1923-2003 Türk Dış Ticaretinin Gelişiminin Kısa Tarihçesi”, http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/TanitimKoordinasyonDb/muge.doc, 02.10.2007.

Yıldırım, Oğuz (2007), “Kura Dayalı İstikrar Programı Çerçevesinde Enflasyonu Düşürme Programı ve Türkiye Ekonomisinde Yeni İstikrar Arayışları”,

http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/TanitimKoordinasyonDb/istikrar.doc, 17.11.2007.