YIL: 12

SAYI: 144

ARALIK 2009

 

 

önceki

yazdır

 

 

 Dr. Aykut ACAR

 

                                                                                                   

  

ULUSLARARASI / ULUSÜSTÜ KURUMLAR ve KAMU PERSONEL REJİMİNE ETKİLERİ


 

Özet

 

Devletin kamu hizmetleri alanındaki varlığında ve boyutunda yaşanan dönüşüm kamu personel rejimini, dolayısıyla kamu istihdamını etkilemektedir. Kamu hizmetlerinin metalaşması ya da piyasa koşullarına göre yürütülmesi ile kamu istihdamındaki esnekleşme arasında anlamlı bir bağ vardır. Bu çalışmada, Türkiye’de kamu personel rejiminde statüye dayalı istihdamdan piyasa tipi ve özel hukuk içerisinde yeniden üretilen esnek istihdama dönüşüm, uluslararası / ulusüstü kurumların etkileri düzleminde incelenmektedir.

 

Anahtar Sözcükler: Kamu Personel Rejimi, Esneklik, Kamu İstihdamında Dönüşüm, Uluslararası / Ulusüstü Kurumlar.

 

 

 

INTERNATIONAL / SUPRANATIONAL ORGANİZATİONS and THEIR EFFECTS TO THE PUBLIC PERSONNEL REGIME

 

Abstract

The transformation experienced in the state’s presence and scope in the public services has affected the public personnel regime thus the public employment. There is a meaningful relationship between the commodification or marketisation of the public services and the flexibility of the public employment. In this study, the transformation of the public employment from a status into a flexible status reproduced in the market sphere and governed by the Private Law is analyzed in the case of international / supranational organizations.

 

Keywords: Public Personnel Regime, Flexibility, Transformation Process of Public Employment, İnternational / Supranational Organizations.

 

 

Giriş

Türkiye’de kamu personel rejiminde statü hukukuna dayalı memurluk zemininde biçimlenen istihdam yapısında belirgin bir çözülme ve yönü “esneklik” kavramıyla genelleştirilebilecek olan güvencesiz çalışma biçimlerine doğru bir dönüşüm yaşanmaktadır. Yasa taslakları, yasa metinleri, Bakanlar Kurulu kararları, bazı bakanlıkların genelgeleri ve buna yönelik uygulamalarla somutlaştığı gözlenen dönüşüm süreci, felsefi-teorik zeminde yeni liberal paradigmaya ait kavramlar ve modellerin hakimiyeti altında gerçekleşirken, Post-fordist birikim rejimine uygun tarzda bir kamu yönetiminin ve kamu personel rejiminin meydana getirilmesi yönünde uluslararası kurumların da son derece önemli işlevler yerine getirdiklerini söylemek olanaklıdır.

 

Bu noktada çalışmanın amacı; kamu personel rejimindeki dönüşümün kaynağının salt hukuki ve teknik düzenlemeler olarak değerlendirilemeyeceği yönünde belirginleşmektedir. Kamu personel rejimindeki dönüşümü anlamak ve anlamlandırmak, geri planını kavrayabilmek için, bu dönüşümün dinamiklerini değerlendirmenin önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışmada uluslararası ekonomik (ve aynı zamanda siyasal) sistemin önemli aktörleri olan bazı kurumların küresel politikaları bu açıdan çözümlenmeye çalışılmıştır.

 

Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi kurumlar dünya ölçeğinde etkinliklerini arttırmak suretiyle, giderek ulusal politikalar üzerinde belirleyici olma rolünü elde etmişlerdir. Bu durum, sermayenin dünya ölçeğinde yeniden yapılanma ve böylelikle olası birikim krizlerine uğramama amacına uygundur. Günümüzde, ülkelerin özellikle ekonomik, siyasi ve yönetsel yapıları bu kurumların etkisiyle birikimin sürekliliğini olanaklı kılma amacına hizmet edecek özellikte belirgin bir dönüşüm/yeniden yapılanma süreci içerisine girmiş bulunmaktadır. Kamu personel rejiminde var olan dönüşümün felsefi ve teknik altyapısının uygulamaya geçirilmesi noktasında söz konusu kurumlar, uluslararası/ulusüstü dinamik olarak Post-fordist kamu personel rejiminin küresel ölçekte birer düzenleyicisi kimliğiyle yönetsel alanda belirleyici konumda bulunmaktadırlar.

 

1.       IMF ve Etkileri

         Türkiye’nin IMF’ye üye olduğu 1947’den 1980’e kadar, ilki 1958’de ve 11 tanesi de 1960’dan sonra olmak üzere toplam 12 düzenlemeye gidilmiştir. 1980 sonrasındaki düzenlemelerin genel karakteristiğine bakıldığında piyasa mekanizmasının daha işlevsel hale getirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Böylelikle “devletin ekonomideki belirleyiciliğinin azaltılması” ve “ulusal ekonominin uluslararası ekonomiye entegre kılınması” çabaları baş göstermiştir (1). Bu dönemde, IMF politikaları Dünya Bankası’nın yapısal uyum politikaları ile paralellik arz etmeye başlamıştır. Söz konusu politikalar ekonomik, mali, siyasi ve yönetsel liberalizasyon politikaları biçiminde ve bu alanların Post-fordist birikim rejimine uygun olarak yeniden düzenlenmesine hizmet eder nitelikte olmuştur.

 

         IMF’nin kamu personel rejimimizin dönüşümü üzerindeki etkilerine ilişkin olarak, bu kurumla Türkiye arasında yapılan stand-by anlaşmaları ile niyet mektupları ve gözden geçirme metinleri önemli ipuçları içermektedir. IMF metinlerinde kamu kesimi memur ve işçilerinin maaş ve ücretlerinin kısılması, düşük maaş ve ücret politikalarının sürdürülmesi, kamu istihdamının emekli etme ve kadro iptali gibi yöntemlerle daraltılması ve yeni alımların önlenmesi, sözleşmeliliğin ve performansa dayalı ücretlendirmenin hakim olduğu esnek bir kamu istihdam rejiminin meydana getirilmesi yolunda adımlar atılması gibi hedefler öne çıkmaktadır (2). Örneğin; 1999 stand-by anlaşmasına temel oluşturan niyet mektubunda kamu personeline ilişkin hükümlere bakıldığında; yatırım dışı kamu harcamalarından personel giderlerinde azaltma, ücret artışlarının da hedeflenen tüketici fiyat endeksi enflasyon oranı ile aynı olarak belirlenmesi konuları dikkat çekmektedir. 2002 tarihli niyet mektubuna bakıldığında kamu personeliyle ilgili konuların daha ayrıntılı olarak yer aldığı görülmektedir. Buna göre; kamuda istihdam edilen memur, işçi ve sözleşmelilerle ilgili işten ayrılma kurallarının ayrıntılı olarak yaşama geçirilmesine yönelik bir genelge yayımlanacak, giderek daha fazla “üretkenlik ve kârlılığa dayanan” bir ücret ve maaş sistemine geçilecek (piyasa tipi/performansa dayalı ücret), bazı kamu bankalarında çalışanların sayısına yönelik bir Bakanlar Kurulu kararı çıkartılacak ve çalışanların sayısı azaltılacak, kamu işçileri için gönüllü emekliliğin teşvikine ve hızlandırılmasına yönelik çalışmalar sürdürülecek (bu konuda, fazla istihdamın belirlenmesi konusunda Dünya Bankası’nın yardımına da vurgu yapılmıştır), KİT’lerdeki fazla istihdam tespit edilerek tüm açık kadrolar ortadan kaldırılacak, fazla kamu işçisi sayısı kümülatif olarak 2/3 oranında azaltılacak, daha sonra fazla istihdam da eritilecek, hiçbir yeni alıma izin verilmeyecek, KİT’lerin söz konusu programa bağlı kalmaları üçer aylık periyotlarla sıkı bir biçimde denetlenecektir. 2002 Nisan ayına ait 1. Gözden Geçirme metninde kamu kesimindeki atıl istihdamın belirlenerek kadroların iptal edilmesi, ayrıca kamu idarecilerinin ve memurların görevlerini yerine getirirken uyacakları etik görev ve uygulama esaslarına ilişkin bir yasanın çıkarılması biçiminde iki ön koşul yer almıştır (3).

 

         26 Nisan 2005 tarihli niyet mektubunun ekinde yer alan ekonomik ve mali politikalara ilişkin belgede kamu kesimi personel giderlerinin, temel harcamalar içerisinde AB ülkelerinde olduğundan çok daha büyük bir pay almakta olduğu, ayrıca kamu istihdam politikalarının; çok karmaşık maaş ve ücret sınıflandırmaları, dar bir yelpazedeki ücret farklılıkları ve orta vadeli planlamayı engelleyen sözleşmelere dayanmakta olduğu, bu sorunların ele alınabilmesi için, kamu sektörü ücret ve istihdam yapısının kapsamlı gözden geçirilmesi çalışmalarının başlatıldığı, bu çalışmanın o yılın sonuna kadar tamamlanacağı belirtilmiştir. Bunun yanında, KİT’lere yeni personel alımını kesin bir biçimde kısıtlayan hükümet politikasının sürdürüleceği, atıl istihdamın giderilmesinde belirlenen hedefleri aşan işletmeler ile uzman kadrolara ilişkin sınırlı istisnalar hariç her bir işletmede bir önceki yılda işten ayrılanların en fazla %10’u kadar yeni personel alımının yapılabileceği de birer yapısal ölçüt olarak yer almıştır (md.17) (4).

        

         2005-2008 dönemini kapsayan 19. Stand-by Anlaşması’nın 1. ve 2. gözden geçirmelerine ilişkin olarak 24 Kasım 2005 tarihli niyet mektubunda kamu kesimi ücret ve istihdam yapısının kapsamlı biçimde gözden geçirilmesi çalışmasının takvime uygun olarak sürdürülmekte olduğu ve söz konusu çalışmanın 2005 yılı sonuna kadar tamamlanacağı, bir yapısal ölçüt olarak belirtilmiştir (md.20) (5). 3. ve 4. gözden geçirmeye ilişkin 7 Temmuz 2006 tarihli niyet mektubunda da kamu kesiminde uzman pozisyonları ve atıl istihdamın giderilmesinde hedefleri aşan işletmelere yönelik Hazine onayına tâbi sınırlı istisnalar hariç her bir işletmede işten ayrılanların en fazla %10’u kadar yeni personel alımı yapılması konusuna bir kez daha vurgu yapılırken, bu konu sürekli yapısal ölçüt olarak ifade edilmiştir (6).

 

         5. gözden geçirmeye ilişkin olarak 27 Kasım 2006 tarihinde oluşturulan niyet mektubu da, kamu personeline yönelik politikalar noktasında önemli ifadeler barındırmaktadır. Personel harcamalarını belli sınırlarda tutma hedefiyle uyumlu olarak yeni kamu çalışanı alımına sınırlama getirilmesi önerilmekte (md.14), liyakat ve performans ödemesine olanak tanınması (md.14/iv) ifadesi yer almakta, ayrıca içerisinde eğitim sektörü çalışanlarının da bulunduğu yeni kamu görevlisi istihdam yapısına ilişkin yapısal ölçüt olarak ayrılan personelin yerine atama ve nakil yoluyla yeni personel alımında %50’lik üst sınırın izlenmesi konusu ele alınmaktadır (EK-F/md.24) (7).

 

2.       Dünya Bankası ve Etkileri

 

         Kamu personel rejiminin esneklik temelinde dönüşümü sürecinde etkili olan bir diğer dış dinamik de Dünya Bankası’dır. Dünya Bankası’nın bu noktadaki etkisi, özellikle “yapısal uyarlama” ve “proje kredileri” çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Dünya Bankası, ülkeleri dünya pazarıyla bütünleştirerek küresel ekonomik büyümenin sağlanması ve dünya kapitalist sistemi içinde yer alan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri “dünya ekonomik işbölümüne katmak” görevini üstlenmiştir. 1950’lerden 2006 yılına kadar Türkiye’nin bu kurumla kredi bazında kurduğu ilişkinin sayısı 180 civarındadır. Onar yıllık dilimlere göre kredilerin dağılımlarına bakıldığında 1960’lı yıllarda 11, 1970’lerde 39, 1980’lerde 61 anlaşma yapıldığı görülmektedir. 1990’larda 32 anlaşma yapılmışken, 2000-2006 dönemini kapsayan yedi yılda yapılan anlaşma sayısı 22’yi bulmuştur (8). 1980’li yıllara oranla kredi sayısında bir azalma söz konusu olmakla birlikte bu kredilerin yönlendirme güçleri daha da artmış, müdahale alanları doğrudan kamu yönetimini yeniden düzenlemeye odaklanmıştır.

 

         Dünya Bankası’nın kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasına yönelik etkileri konusunda 1995 tarihli “Kamu Mali Yönetimi Kredisi” bir dönüm noktası kabul edilebilir. Bu krediyle birlikte ve takip eden süreçte bankanın kamu yönetimi reformu üzerindeki etkinliği belirginleşmiştir. 2000 tarihli “Ekonomik Reform Kredisi” (Economic Reform Loan) ile kamu yönetimi ve buna koşut olarak kamu personel rejimi üzerinde bir etkinlik sağlanmış, 2001 ve 2002 yıllarında açılan iki yeni krediyle birlikte bu etkinlik pekiştirilmiştir. “Program Amaçlı Mali ve Kamu Sektörü Uyarlama Projesi” (Programmatic Financial and Public Sector Adjustment Project-PFPSAL) adını taşıyan kredilerin ilki (PFPSAL-1) 12 Temmuz 2001’de, ikincisi de (SecondPFPSAL-SPFPSAL ya da PFPSAL-2) 16 Nisan 2002’de verilmiştir. 1,1 ve 1,35 milyar dolar olmak üzere toplam miktarı 2,45 milyar dolar olan krediler, Dünya Bankası tarafından o güne kadar açılmış olan en yüksek miktarlı krediler olmuştur. Söz konusu krediler mali sektöre ve kamu sektörüne yönelik orta vadeli reform programlarının desteklenmesi amacıyla verilmiştir. 17 Haziran 2004 tarihinde verilen ve aynı adı taşıyan üçüncü kredi ile (ThirdPFPSAL-TPFPSAL ya da PFPSAL-3) mali sektör ve kamu sektörü reformlarına destek devam etmiştir. 1 milyar dolar tutarındaki kredinin özellikle bankacılık sektörü düzenlenmesi ve tasarruf mevduat fonu yapılarının güçlendirilmesi ile kamu bankalarının özelleştirilmeleri konuları önceliğinde kullanılacağı belirtilmiştir.

 

Dünya Bankası’nın, etkin ve verimli bir kamu sektörünün meydana getirilebilmesi, rekabetin ve piyasaların desteklenerek özel teşebbüs için uygun bir ortamın yaratılması için özellikle 1980 sonrasında ortaya koyduğu tercihler; kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi, kamu hizmetlerinde reforma gidilmesi ve buna koşut olarak kamu personel sayısının azaltılması, kamu personel rejiminin “esneklik” esası üzerinde piyasa ilkeleri çerçevesinde yeniden yapılandırılması yönündedir. 1994 Yönetişim Raporu’nda yapılan kamu yönetimi tanımlaması bu açıdan dikkat çekicidir. Öncelikle banka kamu yönetimi yerine “kamu sektörü işletmeciliği” ifadesine yer vererek bu klasik terimi piyasacı bir terime dönüştürmüştür. Bu dönüştürme, özünde özel sektör öncülüğündeki bir büyüme için uygun koşulları meydana getirmekle görevli, profesyonel, hesap verebilir bir bürokrasi ile donanmış daha küçük devlet beklentisini karşılamaktadır (9). Bankanın yapısal uyarlama kavramıyla ortaya koyduğu amaçların yönetişim eksenli yeni liberal bir dönüşüme yönelmiş olması, daha küçük devlet, daha küçük kamu yönetimi meydana getirmek üzere devlet reformu üst başlığı altında kamu yönetimi ve kamu personel rejimi reformları biçimindeki çabaları anlamlı kılmaktadır.

 

Dünya Bankası, kamu sektöründe verimliliğin sağlanabilmesi, rekabetin ve piyasaların desteklenmesi ve özel girişim için uygun ortamın yaratılması için devlet içinde girişimciliğin geliştirilmesi, kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi, kamu hizmetlerinde reforma gidilmesi ve bu noktada kamu personel sayısının azaltılması yönündeki tercihlerini açıkça ortaya koymuştur (10). Dolayısıyla yeni liberal reform sürecinin yönlendirici ve taşıyıcı dinamiklerinin en önemlilerinden birini de Dünya Bankası oluşturmuştur.

3.       OECD ve Etkileri

 

OECD, 1990’lı yıllarda devletin yeniden yapılandırılması sürecine Dünya Bankası ilkelerine koşut bir biçimde “regülasyon reformu” koduyla dahil olmuştur. OECD dilinde regülasyon, belli bir amaç güden düzenlemelere verilen özel ada, “deregülasyon”a dönüşmüş ve piyasacı bir içeriğe sahip olan düzenlemeler bu kavramla karşılanır olmuştur. “Kuralsızlaştırma” olarak da çevrilebilecek olan bu kavram, kamunun yürüttüğü mal ve hizmet üretimi sürecinin özel sektöre açılmasını, hatta devredilmesini olanaklı kılan düzenlemeleri anlatmaktadır. Bu, bir bakıma OECD’nin kamu yönetimleri konusundaki temel yaklaşımı hakkında ipuçları vermektedir, ki kurumun yaklaşımı, doğrudan mal ve hizmet üretimine müdahale etmeyen, yönetişim formülasyonu içerisinde devlet, özel sektör ve STK temsilcilerinin paydaşlığında bir karar alma sürecini benimseyen, piyasa ilkeleri çerçevesinde biçimlenmiş bir kamu yönetimi oluşturma yönündedir.

 

OECD Bakanlar Konseyi, 1995 yılında üye ülkelerin kamu yönetimlerini düzenlemeye dönük çalışmalar yapılmasına karar vermiş, bu kararın uygulamasına 1997 yılında geçilmiştir. 1997 yılında yayımlanan “Düzenleyici Reform OECD Raporu: Sentez Rapor” ile kurum, üye ülkelerin yasal ve idari düzenlemelerinde gerekli reform çalışmalarının yapılmasını kararlaştırmıştır (11). Bu çerçevede 1998’de düzenleyici reform programı gönüllü ülke incelemeleri başlatılmıştır. Düzenlemelerde reform programı çerçevesinde yapılan gönüllü ülke incelemelerinde incelenen ülkenin yapısal reform girişimleri ile piyasaların sağlıklı işlemesine yönelik reformları da ele alınmıştır. Böylelikle OECD, kamu yönetimi reform çalışmalarında etkinlik gösteren bir dış dinamik olarak reform sürecindeki yerini almıştır. Kuruluşa üye ülkelerden biri olan Türkiye’nin 2001 yılında çıkarılan bir Başbakanlık Genelgesi (12) ile bu kapsama girmesiyle birlikte kamu reformlarında OECD etkisi kurumsal bir niteliğe bürünmüştür.

 

Kamu personel rejimi açısından düşünüldüğünde OECD bünyesinde biçimlenen ilkelerin esnek bir personel rejimini getireceği, mevcut kamu personeli sayısını daraltacağı, statü hukukuna dayalı çalışma rejiminin de devletin değişen niteliğine koşut olarak piyasa ilkeleri çerçevesinde, bir diğer ifadeyle “özel hukuk” ve “sözleşme” ilişkisi ile ve performansa dayalı olarak yeniden kurulacağını söylemek mümkün olmaktadır.

 

4.       WTO ve Etkileri

 

         1944 Bretton Woods Konferansı ile başlayan bir sürecin sonucunda ortaya çıkan WTO, “ticaretin dünya ölçeğinde liberalizasyonunu hedefleyen” bir kurumdur. 1948’de yürürlüğe giren Ticaret ve Tarifeler Genel Anlaşması (GATT)’ın, daha sonra değişik tarihlerde yapılan ve “tur” adı verilen görüşmelerle genişleyerek 1986-1994 Uruguay Turu ile önemli bir aşamaya gelmesi sonucunda GATT sekreteryası 1 Ocak 1995 tarihi itibarıyla WTO’ya dönüşmüştür (13).

 

         Eski ismi ile GATT’ın, yeni ismi ile WTO’nun amacının, üye ülkelerin ticaret ve ekonomi alanındaki ilişkilerini geliştirmek, yaşam standartlarını yükseltmek, tam istihdamı gerçekleştirmek, mal ve hizmet üretim ve ticaretini geliştirmek, aynı zamanda da dünya kaynaklarının sürdürülebilir kalkınma hedefine en uygun bir şekilde kullanımına olanak vermek ve gerek çevreyi korumak, gerekse farklı ekonomik düzeydeki ülkelerin gereksinim ve endişelerine yanıt verecek şekilde mevcut kaynaklarını geliştirmek olduğu belirtilmiştir (14).

 

         IMF’nin stand-by anlaşmaları ve Dünya Bankası’nın yapısal uyarlama kredi anlaşmaları ile birlikte WTO’nun GATT, Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ve diğer anlaşmaları, ülkelerin kamu yönetimi yapılarının yeni liberal esaslar çerçevesinde düzenlenmesi konusundaki temel uluslararası anlaşmaları oluşturmaktadır. WTO’nun, bu temel anlaşmalarla küresel sermayenin mal ve hizmet ticaretindeki akışkanlığını sağlamayı ve önündeki engelleri kaldırmayı hedeflediği söylenebilir. Özellikle hizmet ticaretindeki akışkanlığın artması durumunda kamu hizmetleri de dahil olmak üzere pek çok hizmet sektörünün uluslararası serbest ticarete konu olması olanaklı hale gelecek, dolayısıyla kamu hizmeti kavramı piyasacı bir içeriğe bürünerek, önceden toplumsal sorumluluk ve kamu yararı ilkelerine koşut olarak yürütülen hizmetler, bedeli ödenmek koşuluyla satın alınabilen birer “piyasa hizmeti” konumuna gelebilecektir. Bu durum sermayenin küresel ölçekte hareket yeteneği kazanıp kamusal sektörlere nüfuz etmek ve onları piyasalaştırarak kârlılığını sürdürebilme amacına uygundur. WTO etkinlikleri ise bu amaca hizmet eder görünmektedir.

        

Daha önce GATT kapsamında bulunmayan ve Uruguay Turu sonrasında kapsama alınan hizmet ticareti ile ilgili ilkeler GATS ile ortaya konulmuştur. GATS’ın özellikle iki temel unsuru dikkat çekmektedir. Bunlar; ayrım yapmama, milli muamele ve hizmetler piyasasına girişlerin giderek serbestleştirilmesi gibi konulara vurgu yapan temel ilkeler ile piyasaya giriş taahhütleri listesidir. Taahhüt listeleri, ülkelerin, devam eden serbestleşme sürecinde, kendi hizmetler sektöründe var olan ve başka ülke kaynaklı hizmetlerin ülkelerine girmesine mani olan unsurların ne kadarını indirebileceklerinin ya da ne kadarını ortadan kaldırabileceklerinin taahhüdü ile ilgilidir.

        

WTO sekreteryası oldukça geniş bir faaliyet alanını kapsamakta olan hizmetler sektörünü 12 ana ve 155 alt başlıkta toplamıştır. Böylelikle hemen hemen akla gelebilecek bütün hizmet alanları GATS kapsamına dahil edilmiştir. GATS hükümleri çerçevesinde, kamu hizmetleri de dahil olmak üzere herhangi bir alanda küresel sermayenin girişini kısıtlama olanağı ortadan kalkmıştır. Herhangi bir hizmet alanında kısıtlama ancak, hizmetin kamu tarafından ticari nitelikli ve rekabetçi olmadan sunulması durumunda söz konusu olabilecektir. Yani kamusal otorite tarafından yerine getirilen bir hizmetin ticari nitelik taşımamasına ve hizmetin yerine getirilmesinde rekabetçi ortamın oluşmamasına bağlıdır. Bir hizmet alanında bu koşullardan birinin olması durumunda o hizmet ticari nitelik taşır ve GATS kapsamına alınabilir. Dolayısıyla GATS ile tüm kamu hizmet alanlarının küresel piyasa işleyişine dahil edilmesi temel hedef olarak ortaya çıkar.

        

Türkiye’nin GATS kapsamında hizmetler sektörüyle ilgili olarak sunduğu taahhüt listesi, gelişmekte olan ülkeler tarafından sunulan listeler arasındaki en kapsamlılarından birisi olarak değerlendirilmiştir (15). Gerçekten de Türkiye, 155 alt başlıktan neredeyse yarıya yakınına ilişkin taahhütte bulunmuştur. Taahhütte bulunulan hizmet sektörleri arasında, hatırı sayılır bir kısmı devlet tarafından yürütülen ve esasen bir kamu hizmeti niteliğini taşıyan eğitim sektörü de yer almıştır. Eğitim, sağlık, haberleşme, ulaşım, elektrik, su gibi her zaman potansiyeli yüksek talebi bulunan büyük oranda devlet tarafından yürütülen hizmet sektörlerinin küresel sermayeye açılması “kamu hizmetlerinin metalaşması” anlamına gelmekte ve söz konusu hizmetleri sunan kamu personelinin çalışma rejiminin (temelde de kamu yönetiminin) piyasacı bir içerikle yeniden düzenlenmesine olanak vermektedir. Kamu hizmet alanlarının sermayeye açılması ve piyasa ilkelerine göre düzenlenmesi durumunda, statü hukukuna dayalı çalışma rejimi, yerini esneklik esasına göre oluşturulmuş, özel hukuk ve sözleşme hükümlerine dayalı çalışma rejimine bırakacaktır. Çünkü keskin bir iş güvencesinin söz konusu olduğu katı çalışma rejimleri, Post-fordist birikim rejimine uygun bir nitelik taşımamaktadır, bu nedenle esneklik zemininde yeniden inşa edilmelidir.

Sonuç ve Değerlendirme

 

         Yeni liberal politikaların kamu hizmetleri alanında yaygınlaşmasında uluslararası kurumların ve bu kurumlar bünyesinde oluşturulmuş anlaşmaların önemli etkileri bulunmaktadır. Hizmetlerin dünya ölçeğinde serbestleştirilmesi yoluyla sermaye birikimi için küresel kapitalist sisteme önemli olanaklar sunan bu süreç, söz konusu kurumların ve anlaşmaların etkisiyle kamu hizmetlerinin de dünya ölçeğinde serbest ticarete konu edilmesini amaçlamakta ve kolaylaştırmaktadır. Kamu hizmetlerinin sahip olduğu yüksek ticari potansiyel, söz konusu hizmetlerin serbest ticarete konu edilmesi çabalarını anlamlı kılmaktadır.

 

Kamu hizmetlerinin piyasa hizmetlerine dönüştürülmesi, sermaye birikiminin devamlılığı açısından anlamlı olduğundan, bu hizmetleri yürüten personelin istihdam biçiminin statü hukukuna tâbi kamu görevliliğinden, bir diğer ifadeyle memurluktan esnek çalışmaya, sözleşmeliliğe ve diğer istihdam biçimlerine dönüşmesi de anlamlı olacaktır. Çünkü statüye tâbi kamu görevliliği, kanunlarla tek taraflı olarak kamu çalışanına verilen ve piyasaya ait olmayan bir istihdam biçimidir. Kamu görevliliği, anlamını ve gücünü yürütülen hizmetin niteliğinde bulan bir istihdam biçimidir ve gerekli koşulları taşıyan her vatandaşın dahil olabileceği bir çalışma alanıdır, “siyasal bir hak”tır (16). Piyasada geçerli çalışma ilişkileri ise kapitalizme özgü sözleşme yapma serbestisi ile kurulur ve burada işveren ile çalışma arzusunda bulunanın karşılıklı olarak bu ilişkinin kurulabilmesine yönelik iradelerini ortaya koymaları ve bağıtlamaları gerekmektedir. Sözleşmeliliğe tâbi çalışma, “piyasaya özgü ve esnek” bir istihdam biçimidir ve uluslararası dinamikler kamu hizmetlerinin piyasaya açılması ve bir piyasa metaı haline gelmesi sürecinde bu sektörde tamamen sözleşme ve benzeri piyasa araçlarıyla kurulan istihdam biçimini hakim kılma konusunda oldukça etkindirler. Esnek istihdam, kamu hizmetlerinin piyasa hizmetlerine dönüşmesinin tamamlayıcı ve olmazsa olmaz unsurudur. Piyasa hizmeti, ancak ona özgü esnek istihdamla anlamlı hale gelmektedir.

  


KAYNAKÇA

 

DUMAN Mehmet, “Küreselleşme Çağında Türkiye Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme”, Bilgi (2), 2000/1.

GÜLER Birgül A., “Kamu Personel Sisteminde Reform Zorlamaları”, (Tebliğ Metni), Kamu Sektöründe İş Güvencesinin Geleceği Semineri (9 Ocak 2003), PSI Türkiye Sendikaları, Ankara, 2003.

GÜLER Birgül A., “Kamu Personel Sisteminde Reform Zorlamaları”, (Tebliğ Metni), Kamu Sektöründe İş Güvencesinin Geleceği Semineri (9 Ocak 2003), PSI Türkiye Sendikaları, Ankara, 2003.

GÜLER Birgül A., Devlette Reform Yazıları -Dünyada ve Türkiye’de Ekonomik Liberalizasyondan Siyasi-İdari Liberalizasyona-, Paragraf Yayınevi, Ankara, 2005.

GÜZELSARI Selime, “Neo-Liberal Politikalar ve Yönetişim Modeli”, Amme İdaresi Dergisi, C:36, S:2, Ankara, (Haziran 2003), (ss.17-34).

http://bianet.org/2005/05/30/61694.htm (24.02.2006)

http://ekutup.dpt.gov.tr/ticaret/turhana/dto.doc (15.02.2007)

http://www.oecd.org/dataoecd/17/25/2391768.pdf (12.02.2007)

http://www.tusiad.org/turkish/rapor/dto/dto.pdf (16.02.2007)

http://www.wto.org/english/thewto_e/whatis_e/tif_e/fact1_e.htm (15.02.2007)

T.C. 1982 Anayasası.

T.C. Başbakanlık (12 Mart 2001), Genelge, Sayı: B.02.0.PPG.O.12-320-3949, Konu: OECD Türkiye İncelemesi, Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü, http://www.basbakanlik.gov.tr/ genelge_pdf/2001/2001-0320-03949.pdf#page=1 (14.02.2007)

T.C. Başbakanlık (24 Kasım 2005), 1. ve 2. Gözden Geçirmeye İlişkin Niyet Mektubu, http://www.hazine.gov.tr/ekler/Review_TR.pdf (08.12.2006)

T.C. Başbakanlık (26 Kasım 2006)), 5. Gözden Geçirmeye İlişkin Niyet Mektubu, http://www.hazine.gov.tr/Standby/LOITURKCE_13122006.pdf  (08.12.2006)

T.C. Başbakanlık (26 Nisan 2005), Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Ekonomik ve Mali Politikalarına İlişkin Belge, http://www.hazine.gov.tr/Standby/9GGNM/Turkce/NSBA-EFPB%20.pdf (08.12.2006)

T.C. Başbakanlık (7 Temmuz 2006)), 3. ve 4. Gözden Geçirmeye İlişkin Niyet Mektubu, http://www.hazine.gov.tr/NIYET_MEKTUBU_34_GG_07072006.pdf (08.12.2006)

World Bank, “Loans & Credits on Torkey”, http://web.worldbank.org/WBSITE/ EXTERNAL/ NEWS/0,,cntry MDK:82578~menu PK:34471~page PK:117705~pi PK:64255733~theSite PK:4607~title:Loans%20&%20 Credits%20on%20 Turkey,00.html (26.03.2007)